|
El clasico 90 dakika süren, sonunda Barcelona’nın kazandığı bir oyundur. (Oktay ÇABUK)
Geçtiğimiz hafta 500 milyondan fazla insanın ekran başından izlediği bir futbol maçı vardı. Maç sadece İspanya liginde oynanan bir lig maçıydı. Bu maç iki ezeli rakibin yıllardır birbiriyle oynadığı maçlardan çok daha anlamlıydı. Barcelona - Real Madrid maçından bahsediyorum. Kilometrelerce uzakta olduğum halde bile bir kaç hafta öncesinden bu maçı merakla bekleyen insanlardan bir tanesi de benimdir.
Kimisine göre bir lig maçı, kimisine göre muhteşem bir derbi. Bana göre ise bir maçtan çok daha fazlasıdır Barcelona - Real Madrid maçları. Ortaokul yıllarımda başladı içimde Barcelona sevgisi ve şimdi koyu bir Barça taraftarı oluverdim. Benim için ayrı bir yeri vardır bu dev maçın. Dünya da hiçbir maç beni heyecanlandırmaz ama bu maç beni bir hafta öncesinden randevularımı, işlerimi yoluna koymam için içten bir baskı yaratır. Ne misafir kabul ederim nede telefonun çalmasına izin veririm. Değerli eşim bile benimle bu maçı izlemek için heyecanla yan koltuktaki yerini alır ve iki Barça taraftarı olarak maçı izleriz.
Barcelona takımı bana göre şuanda dünyanın en iyi takımı ve Messi dünyanın en iyi futbolcusudur. Barcelona kulübü göğüs reklâmı almayarak ve sadece destek amaçlı Unicef’i oraya yazmaları bile özel bir kulüp olduğunu göstermektedir. En önemlisi ise alt yapıdan yetiştirdikleri oyuncular ile mücadele etmeleridir. Şuanda kendi alt yapısından yetiştirdiği oyuncuları oynatan dünyanın en iyi takımıdır Barcelona.
Gelelim sahadaki oynanan futbola. Hayatımda binlerce kez maç izlemişimdir, yüzlerce kez kendimde sahanın içerisinde yer almışımdır ama ben hayatım boyunca böyle kaliteli ve ders niteliğinde bir maç izlemedim. Alt yapıdan yetiştirdiği 8 futbolcusunu ilk 11 de sahaya sürerek kendi öz evlatlarıyla sahada yer alan Barcelona o gece dünyaya futbol dersi verdi. Tek kelimeyle maçın başından son düdük çalıncaya kadar sahada ne yapmak istediğini bilen ve yapmak istediğini bu kadar kolay uygulayan bir takım görmemiştim. Sanki bir makine gibi her şey tıkır tıkır işliyordu. Kedinin fare ile oynamasından daha beter etti Real Madrid’i. Hiç rakibe topu kaptırmadan 8–10 dakika ayağında pas yaparak tutan bir takım görmemiştim. Tabi bu oyunu Real Madrid gibi dünya devi bir takıma karşı yapabilmek ise tarifi mümkün olmayan bir futbol anlayışı ister. Maçı izlerken aklıma şu geldi, acaba Real Madrid yerine bir Türk takımı olsaydı bu maç nasıl biterdi? Bu soruyu düşünürken rakip takımın hocası yerine koydum kendimi ve inanılmaz bir derecede elim kolum bağlı bir şekilde maçın biran önce bitmesi için dua ederdim. Eminim Mourinho’da böyle yapmıştır. Tabi şunu düşünmeden edemedim, eğer bu oynanan futbol ise ülkemiz de oynanana ne denir bir türlü bulamadım. Tek kelimeyle nefesimi tutarak bu resitali izledim ve futbola doydum. Artık birkaç ay kalitesiz bir lig de rahat rahat maç izleyebilirim. Tabi maçın 5–0 gibi farklı bir skorla bitmesi ise benim mutluluğumu 5 katına çıkardı.
Benden size bir futbol tavsiyesi, siz siz olun bu maçın Barnebau da ki rövanşını sakın kaçırmayın.
Bu yazı 508 kere okundu.
|