|
İki kitap da bu dili beğenmedi. Böyle anlık iletiler onlara göre değildi.
- Mesaj diliyle haberleşmek ne zor değil mi? dedi Piski.
- Ne bileyim, belki biz de bu kafeye takılırsak alışırız.
- Kütüphane?
- Eh Piski, tabiî ki şaka yapıyorum.
- Zaten bu şekilde konuşursan arkadaşların seni kütüphaneye sokmaz.
- Dünya tatlısıdır benim arkadaşlarım. Ben onları üzecek bir şey yapar mıyım?
- Şimdi gerçekten de merak ettim bu kadar sevdiğin arkadaşlarını. İsimleri ne?
- Anki, Maski, Şiki, Dedki hangi birini sayayım?
- Şiki ne ya?
- Şiir kitabı.
- Bu gerçekten komik.
- Adı komik; ama kendisi ciddidir, biraz da duygusal.
- Şimdi ne yapıyorlar acaba?
- Beni bekliyorlardır, ha bir de görevlinin gitmesini.
- Neden?
- Neden olacak görevli gittikten sonra bir muhabbet sorma gitsin.
- Ciddi misin?
- Tabii ki, gelince görürsün.
- Şimdiden neler konuştuğunuzu merak etmeye başladım.
- Aslında bu aralar sadece okun(ma)ma üzerine konuşuyoruz.
- Eskiden ne konuşuyordunuz ki?
- Ne bileyim içeriğimizi, yazılış tarzlarımızı, okurlarımızı... Herkes yazarına sahip çıkardı.
Tam bu sırada kızlar kitapları kucaklayıp kalktılar. Kafenin önünde birbirlerine sarılıp ayrıldılar. Liseli kız, arkadaşının telefonunu aldı ve:
- Ben de telefon alınca sana numaramı veririm. Gerçi sana numara vermek de bir dert…
- Neden?
- O mesaj trafiğinden sonra.
- Kızım deli misin? Sana mesaj çekmek için kompozisyon yazmak gerek.
İki kız kahkahalarla ayrıldılar.
Liseli kız ağır adımlarla şehrin kalabalığını ve yüksek apartmanları geride bıraktı. Düz yollar yokuş, geniş yollar dar oldu. Caddelerdeki araçların yerini sokaklarda oynayan çocuklar aldı. Kimi yalınayak, kimi doğru düzgün giyinmemiş, kimi de elindeki bir dilim salçalı ekmeği yiyor.
Kucağındaki kitaplarla ilerleyen kız sokağın kıyısında sıralanmış tek katlı, köhne evlerden birine girdi. Kapıda annesi karşıladı onu.
- Geldin mi kızım?
- Görüyorsun ki geldim anne.
- Şey kızım. . . Gel de ödevini bitir gündüzden.
- Neden ki?
- Elektriklerimiz kesildi.
- Aman anne yine mi?
- Ne yapalım kızım.
- Ne yapalım… Çok güç bir soru değil bu. Parasını yatıralım açılsın.
- Kızım açtırma şimdi ağzımı sanki durumumuzu bilmiyorsun.
- Of! Of! dedi liseli kız. “Bari bakkala gidip birkaç tane mum alayım. Bu akşam kitap da okumam gerekiyor.”
- Al kızım al. Al da gel. Hava kararmak üzere zati!
Bir avuç mumla döndü. Kucağındaki kitaplarla birlikte mumları da odasının bir köşesine koydu. Zaten karanlık çökmek üzereydi. Geçim dertleri hiç bitmiyordu. Babası günlük işlerde, annesi avluda leğen başında...
Romki, gerçekten de sürükleyici bir kitaptı. Okumaya başlayanın eline yapışırdı. İnsanlar onu bitirmeden rahat uyuyamazlardı. Bazıları da sırf bitmesin diye kendilerine sınır koyar, her gün belli sayfa okurlardı. Bu gece de aynı durum liseli kız için tekrarlanacaktı.
İşte şimdi titrek mum ışığında okunuyordu. Bu ışık Romki’yi çok eskilere götürdü. Elektriğin olmadığı zamanlara doğru bir gezintiye çıktı.
Sayfaları hışırdadıkça hem okunmamamın acısını çıkarıyor, hem de geçmişini hatırlıyordu.
Derken son bir hışırtıyla son sayfaya gelindi. Liseli kız, mumu usulca üfledi. Romki’yi başucuna bıraktı. İçini bir kitap bitirmiş olmanın mutluluğu sardı. Derken gözleri kapandı.
Ortalık zifiri karanlıktı. Dışarıdan köpek havlamaları duyuluyordu. Romki tam uykuya dalmıştı ki Piski seslendi:
- Hişşşştt iyisin hadi.
- Sessiz ol, milleti uyandıracaksın.
- Uyansınlar. Fena mı, belki beni de okurlar.
On Beşinci Bölümün Sonu
Bu yazı 255 kere okundu.
|