|
- Ne o, kıskandın mı yoksa?
- Ne bileyim, beni hiç kimse bir solukla okumadı da…
- Eh Piski! İkimiz farklı kitaplarız. Sende insan sorunları anlatılmış. Bu yüzden insanlar sadece kendilerini ilgilendiren bölümleri okuyup geçiyor.
- İlle kendi derdi mi olması lazım? Senin kahramanlarının derdini merak ediyorlar, onlarla ağlayıp gülüyorlar ya.
- Beni okuyanlar kahramanlarımla özdeşleşiyor. Sayfalarda geziniyorlar. Sende durum farklı. Sen onların karşısındaki doktorsun.
- Aman be Romki. Gece gece… Hem nereden takıldım ki senin peşine. Okunduğum günleri unutmuştum. Sahafta sürünüp gidiyordum.
- Belki de yeniden hayata dönüyorsun. Hem biraz açılmış oldun.
- Sen de biliyorsun ki bir kitap ancak sayfaları açıldığında rahatlar. Oradan oraya gezip okunan kitapları görerek değil.
- Üzme kendini. Kütüphaneye dönünce seni de okuyacak birini buluruz.
- Ben sadaka istemiyorum.
- Seninle geçinmek kolay olmayacak.
- Ne o? Gözün korktu mu? İstemiyorsan burada kalabilirim. Bu tek göz ev bile o sahaftan iyidir.
- Benim gözüm kitaptan korkmaz. Tabiî ki kütüphaneye beraber döneceğiz. Orada sana çok ihtiyaç olacak. En başta memurumuz, sonra okunmamaktan bunalmış arkadaşlarımız.
- Fazla ümitlenme. Baksana kendime bile faydam yok.
- Sen hele bir bekle, neler olacağını görürüz.
Bu sözlerden sonra dalıp gittiler. Romkinin sayfalarında okunmuş olmanın rahatlığı vardı. Piski ise gergindi. Neden sonra sayfalarında hatlar yumuşadı. Rüya görmeye başladı. Geniş, ışıklı bir kütüphanedeydi. Kendisini yazarı olarak görüyordu. Büyük bir masadaydı. Kütüphane görevlisi, okunmayan kitapları ona yönlendirmişti. Odanın kapısı çalındı. Piski toparlandı:
- Gel. . .
İçeri bir kitap girdi. Masanın yanındaki sandalyelerden birine oturdu. Piski:
- Adınız?
- Sağki, yani sağlık kitabı.
- Yaşınız
- Yirmi
- Yazarınız
- Doktor Ahmet Bilgin.
- En son okunma tarihiniz
- Şey. . .
- Şey de ne demek?
- Utanıyorum Piski Bey.
- Bunda utanılacak bir şey yok. Burada anlattıklarınız aramızda kalacak.
- Sahi mi?
- Şüpheniz mi var?
- Biraz.
- Sayın Sağki, bana güvenmiyorsanız kapı orada.
- Hemen kızmayın. Söyleyeyim:1995
- Hımmm, epey olmuş.
- Oldu ya.
- Peki, şimdi sizi tam olarak sıkan şey ne?
- Okunmamak.
- Siz kendinizi okunmaya değer görüyor musunuz?
- Piski Bey, bu nasıl soru? Kitaplar niçin yazılırlar. Her kitabın en büyük özlemidir okunmak.
- O özlem yazara aittir. Hem onca doktor varken millet sağlık kitabını ne yapsın?
- Her zaman yanlarında bir doktor olmayabilir. Ama ben…
- Siz internet diye bir şey duydunuz mu?
- Ne net?
- İnternet
- İlk defa sizden duyuyorum.
- İnternette istediğiniz bilgiye ulaşabilirsiniz.
Sağki, tam bu sırada fenalaştı. Piski:
- Arkadaşlar yetişin. Bir sakinleştirici getirin.
Bu sırada rüyayı bir sis perdesi kapladı. Piski, uyumaya devam ediyordu. Bir süre sonra rüyasındaki sis dağıldı. Sağki odada değildi. Piski masanın başında bir şeyler okuyordu. Tam bu sırada kapı yeniden çalındı. Piski, kitap beklerken karşısında yazar babasını gördü. Piski hemen ayağa kalktı:
- Ho ho hoş geldin yazarım.
- Hoş bulduk evlat. Duydum ki böyle bir yer açmışsın, bir halini hatırını sorayım dedim.
- Teşekkür ederim.
- Neler yapıyorsun bakalım, nasıl gidiyor?
- Nasıl gitsin? Bildiğiniz gibi.
- Aslına bakarsan pek bilmiyorum, yazar arkadaşlardan duydum. Pek okunmadığınızı, sahafa düştüğünüzü, sonrada kütüphaneye kabul edildiğinizi söylediler.
- Ne çabuk duyulmuş?
- Bizi bilmiyor musun Piski?
- Kardeşim ne yapıyor?
- Biliyorsun onu bitireli çok oldu. Ne zamandır onu evlat edinecek bir yayınevi arıyorum.
- Eeeee
- Eeeeesi senin hayırsızlığın onun da işini zorlaştırdı.
- Bozuluyorum ama.
- Hiç bozulma Piski. Sen kitap olup da kendini okutsaydın ikinci kitabım da basılacaktı.
- Olmuyor ama, tek suçlu ben miyim?
- Nasıl yani?
- Demek ki bana okunmaya değer bir şey yazmamışsın.
- Piski senin sayfaların uzamış görmeyeli.
- Ne uzaması yazarım. Uydura uydura yazdın beni, şimdi kahroluyorum.
- Demek kahroluyorsun öyle mi? dedi yazar ve cebinden bir silgi çıkardı. “Şimdi seni o kahırdan kurtaracağım.”
On Altıncı Bölümün Sonu
Bu yazı 348 kere okundu.
|