|
Yazar sayfaları silerken rüyaya yine bir sis çöktü. Şimdi sadece sesler geliyordu.
“Demek uydurup da yazmışım ha! Al o zaman, sileyim de rahatla. Belki deftere dönersen daha çok ilgilenirler seninle.”
Hışırt, hışırt, hışırt. . . .
Piski, uyuklayan kitap yığınından yere düşmüştü. Odanın penceresinden içeriye sabahın ilk ışıkları vuruyordu. Piski, sarsıntıyla uyandı. Sayfalarına baktı. “Oh” dedi “Yazılarım duruyor.” Bu adam beni yazarken de böyle yapardı. Onlarca sayfamı beğenmeyip sobaya atardı. Beğenmediğini silerdi. Ben o dönemde tamamlanmaktan umudumu kesmişken bir gün son noktayı koydu. Hemen bir yayınevinde aldı soluğu. Ağzı iyi laf yapıyordu. Allayıp pullayıp kabul ettirmişti beni. Nasıl olup ta Piksi’ye dönüştüğüme hayret ederdim. Kaç yıl geçti unutamadım bunları. İşte şimdi yine rüyamda yakama yapıştı.”
Derken Romki uyanıp Piski’ye döndü:
- Neyin var Piski, kireç gibi olmuşsun.
- Çok kötü bir rüya gördüm.
- Okunmama rüyası mı?
- Silinme…
- Amanın
- Evet evet aynen öyle. Böyle rüyaları hep görürüm ben.
- Gerçekten mi?
- Boş ver Romki. Sabah sabah kafanı şişirmeyeyim.
- Aaa ne demek? Arkadaş değil miyiz biz?
- Şimdi anlatamam, çok canım sıkıldı.
- O zaman dilediğin zaman anlatırsın.
İki kitap tıp diye sustu. Liseli kız uyandı, elini yüzünü yıkadı, okula gitmek için hazırlandı, mutfakta bir şeyler atıştırdı. Romki ve Piksi’nin de aralarında bulunduğu kitap ve defterleri alarak yola koyuldu. Okuldan önce kütüphaneye gidip kitabı teslim etmek geldi aklına. Bu düşüncesini beğenince adımlarını hızlandırdı.
Kütüphaneye kısa sürede vardı. Bahçe kapısını açtı. Giriş salonunu geçti, merdivenlerden çıkıp kitapların olduğu bölüme girdi. Görevli masasının başındaydı. Onu görünce toparlandı:
- Hoş geldin kızım.
- Hoş bulduk
- Yine hızlı okudun.
- Çok güzel bir kitaptı, bırakamadım.
- Aferin sana kızım. Mutlaka bir gün bu okuduklarının karşılığını alacaksın.
Liseli kız raflara doğru ilerleyip yeni bir kitap seçmeye koyuldu. Görevli de Romki’yi yerine yerleştirdi. Bu arada kitaplarını rafa bıraktığı sırada Piski de aradan sıyrıldı. Görevli kadın yerine oturunca arkadaşları fısıltıyla:
- Hoş geldin Romki
- Hoş bulduk
- Hadi anlatsana neler oldu,
- Ben Dedki gibi sizi merakta bırakmayacağım. Ancak önce sizi yeni arkadaşımızla tanıştırayım. Piski, bak bunlar arkadaşlarım, arkadaşlar bakın bu Piski.
- Piski?
- Psikoloji kitabı, dedi Romki. O da aramıza katıldı. Sahafta tanıştık.
Yeniden “ Merhaba” dedi kitaplar “Hoş geldin. Geçen sefer de Bilki gelmişti. Demek ki bu kütüphane hâlâ kitapları çekebiliyor.”
Piski raflara, ciltli kitaplara, pencereden süzülen parlak ışıklara baktı ve kitaplara dönerek:
- Bence halinize şükredin. Burası sahafın tozlu ve nemli ortamından kat kat iyi.
- Öyle deme Piski, dedi Anki. Bir kitap için asıl yıkım okunmamaktır. İnan, sayfalarımıza kemirgen tırtıllar girse bu kadar kötü olmayız. Bizim saraylarımız insanların kafalarıdır. Yoksa bu raflar meşeden olmuş metalden olmuş ne yazar! Rutubet olmuş, toz olmuş kim duyar? Bülbülü altın kafese koymuşlar “Ah vatanım!” demiş. Bizim vatanımız insanların kafalarıdır.
Piski saygı ile söze girdi:
- Efendim ansiklopedi kitabı olduğunuz ne kadarda belli. Ne güzel konuştunuz.
- Teşekkür ederim evlat.
- Arkadaşlar, bakıyorum Piksi’yi benden daha çok merak ediyorsunuz. İsterseniz ben de başlayayım.
- Tabii ki, dedi kitaplar.
- Ben Dedki gibi ışıklı, parlak bir yere gitmedim. Bir gecekonduya gittim.
- Ne kondu? dedi kitaplar hep bir ağızdan
- Gecekondu. Dar sokaklar, yoksul insanlar ve karanlık...
- Karanlık mı?
Birçoğu Romki gibi eski günleri anımsadı. Romki:
- Evet. Karanlık ve mum ışığı.
- Ne romantik, dedi Şiki.
- Bırak şimdi romantizmi, dedi Anki ve ardından ekledi:
- Eee Romki başka.
- Kız çok sıkı bir okurdu. Beni tıpkı eski okurlar gibi bir çırpıda okudu. Tabi bunda benim güzelliğimin de payı var.
Dedki:
- Öhö öhö, dedi.
Romki devam etti:
- Yalnız liseli kız bir arkadaşıyla buluştu. Bir kafeye gittik
- Eee
- İçerisi insan doluydu.
- Ne güzel, dedi kitaplar.
- Kitap var mıydı kitap, dedi Anki.
- Hiçbir masada kitap yoktu.
- Ne yapıyordu peki insanlar
- Kimi mesaj yazıyor, kimi telefonla kimi de karşısındaki arkadaşıyla konuşuyordu.
- Ne?
- Bilgisayar yetmiyormuş gibi bir de bu telefon çıktı başımıza.
- Gerçekten mi, dedi kitaplar.
On Yedinci Bölümün Sonu
Bu yazı 287 kere okundu.
|