|
Bir süre sonra bilindik ‘çıkırt’ sesiyle kapı açıldı. Görevli kadın gelmişti. Artık tüm kitaplar bu kadının hareketlerini ezberlemişti. Memur kadın rafların arasında dolaşırken onlardaki değişikliği fark edemedi. Kitaplara dokunsa ağlayacaktı. Ağlamaklı bir sesle:
- Yavrularım, dedi.
- Efendim, dedi koro.
- Ah yavrularım! Buraya kadarmış!
- O ne demek?
- Sizi taramaya gelecekler.
- O nasıl söz, dedi kitaplar.
- Bilgisayara yükleneceksiniz. Bundan sonra nasıl dokunacağım size, tozunuzu nasıl alacağım, karışmış sayfalarınızı nasıl düzelteceğim? Ya mürekkebi kurumamış olanlarınız! Kokunuzu nasıl alacağım ekrandan.
Öğleye doğru alt kattan ayak sesleri geldi. Kitaplar “acaba” dedi. “acaba okurlarımız mı?” Bir süre sonra iş ortaya çıktı. Giyotinler, tarama makineleri girişe yerleştirilmişti bile. Tarama yapmak için gelen kişiler görevlinin yanına geldiler:
- Hanımefendi biz ulusal kitap tarama merkezinden geliyoruz. İzinlerimiz elimizde. Bize sorun çıkarmazsanız her şey daha kolay olacak.
- Önce beni tarayın! dedi kadın.
- Lütfen işimizi zorlaştırmayın.
- Önce beni atın bilgisayara.
Gelenlerin arasındaki hemşire görevli kadına yaklaşıp sakinleştirici bir iğne yaptı. Önce ben, diyerek uykuya daldı kadıncağız.
Görevliler önce kitapların ciltlerini giyotinle kesiyorlar ardından sayfaları tarayıcının haznesine yerleştiriyorlardı. Tarayıcının parlak ışıkları yanıp sönüyor, sayfalar bilgisayara aktarılıyordu. Sonrasında kitaplar diğer bir köşede ameliyattan çıkan hasta gibi yeniden ciltlenip raflara yerleştiriliyordu.
Kitapların taranması iki gün sürdü. Bu sürede görevli kadın defalarca baygınlık geçirdi. Görevliler onu tarama bölgesinden uzaklaştırıp rafların arasına gönderdiler. Kadın rafların arasında gezerken savaştan çıkmış yaralı askerleri hastanede ziyaret eden hemşire edasındaydı.
- Ne yaptılar size?
- . . .
- Cilt böyle mi olurmuş?
- . . .
- Ah ah ! Cümlelerinin yarısı gitmiş, giyotinleri kırılasıcalar!
Tarama görevlileri bir süre sonra:
- Bize müsaade, artık raflarda gördüğünüz her kitap bilgisayarınızda da var. Taranan kitapların bir örneğini de kendimize aldık.
- Neyin? dedi görevli kadın bitkin bir sesle.
- Kütüphanedeki kitapların.
- Hepsinin mi?
- Aynen öyle, dedi tarama görevlileri.
Ardından elindeki küçük aleti göstererek:
- Bak bu bellekte burası gibi daha kaç kütüphane kitap var. Şimdi bu belleğe yeni kütüphaneler eklemeye gidiyoruz.
Raflardaki kitaplar dikkat kesilmişlerdi. Olup biten her şeyi dinlediler. Taramacılar gidip de görevli kadın masaya oturunca Dedki:
- Arkadaşlar biliyor musunuz, ben dışarı çıktığımda buna benzer bir rüya görmüştüm.
- Bu olsa olsa kâbus olur, dedi Romki.
- Tüm kitaplar ciltlenmeyip kağıt fabrikasına gönderiliyordu.
- Bir bu eksikti, dedi Şiki. Hiç de romantik değil.
Romki:
- Biri beni mi çağırdı?
- Hayır Romki. Sadece romantik değil, dedim.
- Ne romantik değil?
- Dedki’nin rüyası.
- Kâbusu mu, demek istedin.
- Aman Romki. Aklınız iyice kaçtı.
- Biraz toparlanın lütfen, dedi Şiki.
Piski:
- Arkadaşlar içimizdeki coşkuyu kaybetmeyelim. Taranmadan önce ne güzel planlarımız vardı. Bakın hâlâ ayaktayız. Bilki’nin projesini pekâlâ yerine getirebiliriz.
- Şey, dedi Bilki. O bilgisayar programını yazmaya hemen başlayabiliriz. Yalnız bir program kitabına ihtiyacımız olacak. Bir virüs kitabı da edinmemiz gerekecek.
Sağki yine alevlendi:
- Neeeeee? diye bağırdı. Buraya nasıl virüs kitabı sokarsınız?
- Sakin ol, dedi Bilki. Bundan sonra sen rahatsız olma diye virüs kitabı demeyeceğim. Bu bir program. Tıpkı senin sayfalarından açıklanmış olan aşılar gibi. Buna bir bakıma okuma aşısı da diyebiliriz. Senin tarihinde aşı kampanyası çoktur. Biz de okuma aşısı kampanyası düzenleyeceğiz.
- Tutacak mı? dedi Sağki.
- Tutmak zorunda, dedi Bilki.
Anki :
- Bilki, sana yardım edecek kitap kim?
- Eski bir virüs kitabı, pardon program kitabı.
- Aşı kitabı, dedi Sağki.
- Öyle olsun, dedi Bilki.
- Onu nerede bulacağız?
- Sahafta.
- Anladım, dedi Anki.
- Sesin durgun çıktı. Ona güvenmiyor musun?
- Aslında onu görmeden bir şey söyleyemem, dedi Bilki. Ancak adı üstünde virüs kitabı. Zamanında olumlu işler yapmamış.
- Ya bizim bilgisayardaki halimizi de silerse?
- Öyle şey olmaz. Onu iyi tanıyorum. Eskiden olsa anlarım. O zamanlar yok etmeyi çok severdi. Şimdilerde elini ayağını o işlerden çekti. Sahafta sakin bir hayat sürüyor.
- Bize yardım edecek mi?
- Derdimizi anlatırsak mutlaka yardımcı olur.
- Onunla nasıl bağlantı kuracağız?
Dedki araya girdi:
- Arkadaşlar bu benim işim. Ben piyasada çalışırken virüs kitabı Viki’nin adını duymuştum. Sağki rahatsız olacaksa Aşki de diyebilirim. Bir seferinde Aşkiyi sıkıştırdılar. Ancak o çok zeki bir kitaptı ve ellerinden kaçmayı başardı.
- Senden rahatsız olmasın? Seni tanıyor mu?
- Tanımıyor.
- Peki dışarı çıkmak için yine bir öğrenci mi bekleyeceğiz.
- Hiç gerek yok dedi Dedki. Bu işin artık gizlisi saklısı kalmadı.
Yirmi Birinci Bölümün Sonu
Bu yazı 275 kere okundu.
|