|
Dedki raftan atlayıp sayfalarını ensesine kaldırdı. Merdivenlerden süzülüp dışarı çıktı. Sahafın yerini biliyordu. Dışarıda hafif bir rüzgâr vardı. Yaprakları savrulmasın diye kapağına sarılmıştı. Kısa bir yolculuktan sonra sahafa ulaştı.
Kitapların arasına karışıp en yakınındakine sordu:
- Virüs programı kitabını arıyorum, gördün mü?
- Git başımdan, dedi kitap.
- Siz ona bakmayın, dedi bir diğeri. Sahafa düştü diye böyle yapıyor.
- Sen sayfanı kapatır mısın? dedi öfkeli kitap. Diğer kitap onu duymazdan geldi.
Dedki’ye:
- Geçenlerde buradaydı. Sahafımız onu arka tarafa kaldırdı.
- Teşekkür ederim, dedi Dedki. Arka taraflara doğru ilerledi. Bir ansiklopedi görüp:
- Afedersiniz program kitabını gördünüz mü?
Ansiklopedi kitabı Dedki’yi baştan aşağı süzüp:
- Kimsiniz? Onu neden arıyorsunuz? Dedi.
- Arkadaşı sayılırım.
- Öyle desene be kitap, ben de sandım ki...
- Ne sandınız?
- Boş ver! Bak şu rafta bir kitap gözüküyor ya mavi kaplı, işte o.
- Teşekkür ederim, iyi okunmalar.
- Sana da.
Dedki program kitabının yanına geçip:
- Merhaba, dedi.
Program kitabı dalgınlığını bozmadan:
- Ne var?
- Şey... Ben kütüphaneden geliyorum.
- Ne yapalım? Rafta yer var, rahatına bak.
- Ben sizinle tanışmaya geldim.
- Neden?
- Beni Bilki diye bir arkadaşınız gönderdi.
- Şu ders kitabı mı?
- Evet.
- Ne diye gönderdi ki? Kesin yine çözemeyeceği bir işin içine girmiştir.
- Bir program işi...
- Bana iş demeyin lütfen, adın neydi bu arada?
- Dedki.
- Dedki mi? Bu isim bana yabancı gelmedi.
Dedki, onu kovaladığı günleri hatırlayıp tedirgin oldu.
- İsimler birbirine benzer.
- Bak Dedki zamanında çok virüs programı yazdım. Başım derde girdi. Artık o işleri bıraktım.
- Senden virüs istemiyorum. Hatta Sağki diye bir arkadaşımız var. O, virüs sözcüğünü bile duymak istemiyor.
- Sağki de kim?
- Kütüphanedeki Sağlık kitabı.
- İster virüs derim, ister mikrop derim ona ne?
- Neyse şimdi bırakalım Sağki’yi.
- Dedki anlamadın galiba ben virüs işini bıraktım. Bu rafta sakin sakin yaşıyorum. Bundan sonra belki de bir çocuğa mail kırma işini öğretirim o kadar.
- Bak arkadaş, bir kütüphane dolusu kitabın geleceği sana bağlı. Hatta dünyadaki tüm kitapların. Daha bugün hepimizi taradılar. Yakında kaldırılıp atılacağız.
- Raflarda boylu boyunca oturmak iyiydi. Tabii ki o saltanat bitecekti.
- Söyleyeceklerim daha bitmedi.
- Dinliyorum Dedki, çabuk bitir lütfen!
- Şimdi, çocuklar bizi okumuyor ya!
- Çocuklar sizin gibi mızmızları ne yapsın? Onların yeni oyuncakları var.
- Şimdi bunu tartışmayalım.
- Tartışsak ne olurmuş? Çocuklar okumuyorlarsa okumasınlar. Size ne? Onlar sizi okumazsa hayat onları okur.
- Biliyorum okur, hem de canına okur.
- Madem biliyorsun, sorun ne o zaman?
- Bir yanda çocuklar bir yanda yazarlarımız. Onlara vefa borcumuz var.
Program kitabı, yazar deyince dalıp gitti. Kendi kendine konuşurcasına:
- Benim de bir yazarım vardı. Arkadaşları ona Hacko derlerdi. O kadar çok şey bilirdi ki anlatamam. Tüm bildiklerini yazsa obez olurdum herhalde. Ama o usta bir güreşçi gibi özel hareketlerini kendine sakladı. Kapağımda onun adını gören insanlar bir saniye bile düşünmeden beni alıyorlar; ancak yeterli bilgi bulamayınca beni bir kenara atıyorlardı. Bekliyorlardı ki kitabı alıp okuyup Hacko olsunlar. Ancak bir şeyi unutuyorlardı. Hacko yalnızca yazılanları okuyarak bir yerlere gelmemişti.
Dedki sakince:
- Bak gördün mü? Senin de okunmaya ihtiyacın var.
- Bırak Dedki. Artık kimsenin beni okumasına ihtiyacım yok. Sadece sakinlik istiyorum.
- Sana söz, bize yardım edersen kütüphanede sana böyle bir ortam ayarlayabiliriz.
- Dedki, Dedki ... Bu ismi bir yerden hatırlayacağım ama ...
- Niye yine isme geldik ki? İsimler birbirine benzer. Sen bize yardım edecek misin, etmeyecek misin, onu söyle.
- Seninle geleyim, arkadaşlarınla tanışayım. Ortama ısınırsam istediğiniz programı yazarım.
- Ama daha programı duymadın ki!
- Siz ne istediğinizi biliyorsanız sorun yok.
- Teşekkürler Progki.
- Teşekkür için çok erken. Haydi, buradan sıvışalım.
İki kitap, rafların arasından süzülüp çıktılar. Fare gibi oradan oraya sekerek kütüphaneye geldiler. Progki raflara, kitaplara, kütüphanenin ışıklı ortamına bakıp olumlu duygularla doldu. Bilki raftan atlayıp eski arkadaşını karşıladı.
- Hoş geldin Progki
- Hoş bulduk hocam. (Progki bilgisayar dersi kitabına hocam derdi.)
- Nerelerdesin?
- Bir sahafta dinleniyordum.
Bu arada kitaplar arka arkaya ciddi bir şekilde Progki’ye hoş geldiniz, deyince:
- Arkadaşlar ben bu kadar resmiyete alışkın değilim. İnanın kitap olalı bu kadar sayfa ile toklaşmamıştım. Hepinize toptan merhaba. Hepinizi hoş gördüm.
Yirmi İkinci Bölümün Sonu
Bu yazı 229 kere okundu.
|