|
Dedki Program kitabına dönerek:
- Bize yarım edecek misin?
- Görüyorum ki arkadaşlar çok istekli.
- Soğ ol Progki, dedi Anki. Senden söz etmişlerdi. Bizi kırmayacağını biliyorduk.
- Kitapları kırmayı sevmem üstad, şifreleri kırmayı severim.
- Anlamadım dedi Anki, şifre ne?
- Kendini yorma, bu maddeler hep senden sonra çıktı.
- Gerçi bende de şifre maddesi var, ancak o maddeye göre kilit kırılırdı.
- Üstadım seninki asma kilit, bizim kilitler sanal. Kilidi görmüyorsun ki kırasın!
Diğer kitaplar sessizlik içinde konuşmaları dinliyorlardı. Kimi raflardan başını uzatmış, kimi yere inmiş, kimi dalıp gitmiş... Progki, söylediklerinin ilgi uyandırdığını gördükçe kasılıyordu. Anki, Progki kendisine üstad, üstad dedikçe rahatsız oldu:
- Progki, istersen üstatlığımı sana vermeye hazırım.
- O nasıl cümle Anki? Benim üstatlıkla işim yok. Ben sadece size yardım etmeye geldim.
- Şey, dedi Bilki. İstersen sana hayali programdan söz edelim.
- Bir söyleyin bakalım, belki gerçeğe dönüştürürüm!
- Şehrimizdeki tüm çocuk odalarında yer alan bilgisayarlara girmek istiyoruz. Öyle bir program ki çocuklar uyuyunca devreye girsin, bilgisayarı açsın, bizi okusun.
- Özet de çıkarsın mı, dedi Progki.
Diğerleri şaka mı gerçek mi konuştuğunu anlayamayınca sessiz kaldı.
- Başkalarının bilgisayarlarına girmek... Görüyorum ki siz de yoldan çıkmışsınız.
Bilki:
- Progki senin yanında biz hâlâ otobanda sayılırız.
- Bakıyorum da hemen uyum sağlamışsın buraya.
- Arkadaşları sevdim. Onları bir bakıma okuma bağımlısı olarak düşün. Hepsi de tutku ile yazılmış, hepsi de bir zamanlar tutku ile okunmuş.
- Tutku, dedi Progki, tutku olmadan ne olur ki? İnsanlar beni yazan Hacko’nun nasıl başarılı olduğunu merak ederlerdi. Hacko günlük hayattaki her olayı program gibi düşünürdü. Sokakta bir adam mı gördü hemen olasılıkları sayardı. Adres sorabilir, bilet alıp yerine geçebilir, ilk arabayı sorabilir, başka arabayı sorabilir, sürücü onu tersleyebilir, o sürücüyü tersleyebilir, yolcular onu tersleyebilir, o yolcuları tersleyebilir...
- Bu ne böyle, dedi Dedki.
- Program böyle yazılır arkadaşlar. Onu kullanacak kişinin neler yapmak istediğini tahmin etmeniz gerekir.
- Tahmin etmene gerek yok, bize ne yapacağımızı söyledik zaten.
- Yine de ayrıntıları olacaktır.
- Ne zaman başlayacağız, dedi Anki.
- Hemen! Bana bir bilgisayar gösterin yeter.
- Biraz beklemeliyiz dedi Anki. Kütüphanede tek bilgisayar var, o da görevlinin masasına. O gitmeden başlayamayız.
- Sorun değil dedi Progki, gece çalışmalarını daha çok severim.
- Ne kadar sürer?
- Bir hafta.
Kalabalıktan homurtular yükseldi.
- Arkadaşlar bu iş kitap yazmaya benziyor, az önce söyledim. Nasıl ki yazarınız kahramanların her türlü hareketini hesaba katıyorsa ben de onu yapıyorum. Aranızda bir haftada yazılan var mı?
- .....
- Benimki yirmi yıl sürdü, dedi Anki
Dedki araya girdi:
- Aman Anki ağzından yel alsın. Yirmi yıl çok uzak. O zamana kadar çoktan müzelik oluruz.
- Korkmayın arkadaşlar dedi Progki. Dünya sizi yeniden keşfedecek.
- Önce bu şehir bi keşfetsin de....
- Orası sorun değil. Eğer güzel bir program yaparsak buradan tüm şehirlere, hatta tüm ülkelerde dağıtırız.
- İyi bir program derken?
- Dedim ya ihtiyaca cevap verebilecek olmalı.
- İsterseniz karşılaşabileceğimiz durumları saymama yardım edebilirsiniz.
- Çocuk uyanık olabilir, uyuyor olabilir, kendisi uyanık ailesi uyuyor olabilir, ailesi gecenin bir vakti onun odasına girmiş olabilir, elektrikler kesilmiş olabilir, hoparlör kapalı olabilir.
- Ses çok fazla açılmış olabilir.
- Bilgisayarın hoparlörü evin her odasına yayılmış olabilir.
Anki:
- Progki, işin hiç de kolay değil.
Bu sırada görevlinin ayak sesleri raflara yaklaştı:
- Bakın bugün de kimse gelmedi.
- . . .
- Susuyorsunuz. . . Üzgünsünüz.
- . . .
- Ben de üzgünüm. Yakında yerinizde yeller esecek.
- . . .
- Evet, evet hiç kimse gelmezse “halk kütüphane istemiyor.” diyecekler.
- . . .
Kitaplar oralı olmayınca kadın ‘çıkırt’ sesiyle ayrıldı kütüphaneden. Bunun ardından tüm kitaplar raflardan atlayıp bağırmaya başladılar.
- Progki, Progki okut bizi Progki!
Bazı kitaplar yaklaşıp onu ciltlerinin üzerine almak istediler. Progki kendini yere atıp:
- Lütfen arkadaşlar ayıp oluyor. Hem daha bir şey yapmadım ki.
- Progki, Progki okut bizi Progki!
Popüler kitaplar en çok bağıranlardı. Okunmamanın acısını çıkarıyor gibiydiler.
Anki her zamanki gibi sağduyuyla seslendi:
- Arkadaşlar lütfen! Böyle bir ortamda değil program yazmak bir harf bile yazılmaz.
- Evet dedi Progki. Çıt istemiyorum. Ben çalışırken çekirdek bir ekip yanımda olsun. Diğerleri lütfen raflarından ayrılmasınlar.
Anki toparlayıcı rolüne bürünerek:
- Kimlerle çalışacaksın Progki.
- Başta siz. Sonra Dedki, Romki, Piski ve Bilki.
- Bu kadar mı? dedi Anki.
- Evet, çünkü çekirdek kadro ne kadar sağlam olursa başarıya ulaşma oranımız o kadar artar.
Progki adlarını söyleyince Dedki, Anki, Romki, Piski ve Bilki raflarından inerek Progki’nin yanına geldiler. Diğer kitaplar da isteksiz bir şekilde raflarının yolunu tuttular. Dedki heyecanlıydı. Baskıya girdiğinde bile bu kadar heyecanlanmamıştı. Bu macera sayfalarında kovaladığı suçlulara hiç benzemiyordu. O zamanlar sayfanın sonunda ne olacağını bilirdi. Şimdi ise okurlarına yaşattığı heyecanı yaşama sırası kendisindeydi.
Yirmi Üçüncü Bölümün Sonu
Bu yazı 230 kere okundu.
|