|
Bir an sessizlik oldu. Tüm kitaplar karar vermiş olmamın rahatlığıyla:
- Yanındayız Progki. Yazılarımız silinse bile.
Progki sandalyeye kuruldu. Bilki hemen yanındaydı. Romki, Dedki, Piski ve Anki diğer yandaydılar. Raflardaki kitaplar sessizlik içinde bilgisayarın karanlık ekranına bakıyorlardı.
Bu sırada Progki, Bilki’ye dönerek:
- Başlıyoruz, bilgisayarı aç bakalım, dedi.
Bilki, bilgisayarı açtı. Kütüphaneye dışarıdan süzülen cılız; ama umut taşıyan sokak ışıklarının yanına bilgisayarın ekranından yayılan güçlü ışık da eklendi.
Progki bildik hareketlerle klavyeyi kullanmaya başladı. Hemen internete bağlandı. Eski kitap arkadaşlarıyla bağlantı kurdu. Karşı taraftaki kitaplar Progki ile bağlantı kurmuş olduklarına çok sevindiler. Progki onlara yapacağı programdan söz etti. Arkadaşları “Seve seve!” dediler.
Çalışmanın ilk gecesi veri toplamakla geçti. Progki çalışırken adeta kendinden geçiyordu. Ara ara yanındaki kitaplara programla ilgili isteklerini soruyordu. Yoğun geçen gecenin ardından kütüphaneye güneşin ilk ışıkları doldu. Bu sırada kitaplar bilgisayarı kapatıp raflarının yolunu tuttular.
Raflara dönerken Sağki’yi uyanık gören Dedki :
- Ne o Sağki, uyumadın mı?
- Uyurum uyumam Dedki! Sana ne? Hem niye böyle sorular soruyorsun?
- Ne alakası var Sağki? Benimki hatırını sormak.
- Nasıl uyuyabilirim ki?
- Neden?
- Nedeni mi var? Siz orda virüslerle uğraşırken...
- Aşı, Sağki, aşı!
- Bırak bu aşı öyküsünü, dedi. Ben araştırdım Progki eskiden virüs kitabıymış.
- Bunu zaten biliyoruz. Ama o artık kendine yeni bir hayat kurmuş.
- Yeni hayat? Yani artık virüsü kütüphanede yazıyor. Öyle mi?
- Aşı Sağki aşı, anla artık. Sen bize lazımsın. Böyle yaparak sağlığını bozacaksın. Sayfaların küflenecek!
- Siz okunmakla kafayı bozmuşsunuz. Okunmak için bu kadarı da yapılır mı? Okumazlarsa okumasınlar zorla mı?
- Zorla tamam mı? Biz raf süsü değiliz, olmayacağız da!
- Raf süsü olmak kötü mü? Mürekkebe mi ihtiyacınız var, boyaya mı? Otur işte oturduğun yerde.
- Ah Sağki! Anlamıyorsun. Biz okunmazsak bu kütüphanenin bir dozerle yerle bir edileceğini anlamıyorsun.
- Bu yıkılır , başkasına naklediliriz.
- Sen öyle san. Biz artık tarandık. Yok olmamıza giden ilk adım atıldı.
- Bu işi amma abarttınız. Okunmuyorsanız kese kağıdı olun. Sonuçta amaç insanlara faydalı olmak değil mi?
Dedki esneyip:
- Ne halin varsa gör! Seninle sayfa yarıştıramayacağım. Hem uykum da var.
- Kese kağıdı işte ne olacak!
- Kese kağıdı sana benzer.
Anki ağırbaşlılıkla:
- Arkadaşlar, lütfen. Bunu daha önce de konuştuk!
- Yapma Anki, dedi Sağki. Kütüphanenin koca bilgesi sen bile Progki’den medet umuyorsun. Senin öncülüğünde bu çatı altında virüs üretiliyor.
- Lütfen burada Progki’nin önünde tartışmayalım.
- Konuşalım, o da duysun. Gizlimiz saklımız mı var sanki?
Anki :
- Aaaaa ! diye bağırdı. Yeter be! Ne halin varsa gör! İstemiyorsan programa dahil olmazsın o kadar. Bunca kitabın geleceğiyle oynama.
- Unutma, ben bir sağlık kitabıyım. Acı içinde kıvrandıklarında nasıl olsa beni okuyacaklar.
- Ne kadar da bencilsin! Kendi okunmanı garantilediğinden başka kitaplar umurunda bile değil.
- Yapma Anki. Sen de biliyorsun. Benim yazarımın Hipokrat yemini var. Ben onun için kıvranıyorum. Benim bulunduğum ortamda virüs yazılacak ve ben de susacağım öyle mi?
Ne zamandır susan Progki:
- Arkadaşlar yeter ama! Burada veba mikrobu üretmiyoruz. Sağki sen de adından utan! Piski’ye söyle de seni bir seansa alsın. Her yerinden bencillik akıyor.
- Aaa... Bu kadarı da fazla!
- Sen daha fazla görmemişsin, dedi Progki. Eskiden olsa seni bu kadar dinlemezdim. Öyle bir virüs yazardım ki sayfaların kıtır kıtır yenmiş gibi olurdu.
- Aman yaz! dedi Sağki. Ben ne amansız hastalıklar savaştım.
- Onun için mi virüs deyince ödün kopuyor.
Yirmi Dördüncü Bölümün Sonu
Bu yazı 205 kere okundu.
|