|
Progki’nin başarılı bir programcı olduğunu zaten duymuştuk. Bunu çalışmasıyla bize bir kez daha gösterdi. İnanıyorum ki insanlar bu çalışmamızdan sonra bizleri yeniden fark edecekler.
İşte şimdi açılış için buradayız. Progki’ye hayalimizi geçek kıldığı için teşekkür ediyorum. Sözlerimi burada noktalarken hepinize iyi okunmalar diliyorum.
Bu konuşmadan sonra raflardan alkışlar yükseldi. Kitaplar “Progki! Progki!” diye ritim tuttular. Progki, davet edilmesine rağmen kürsüye çıkmadıkça kalabalığın coşkusu arttı.
Progki nihayet kürsüye çıktı. Söze başladı:
“Sevgili kitap dostlarım! Lütfen sakin olun. İnanın ilk defa bu kadar çok kitabın önünde konuşuyorum. Aslında sizin yanınızda kitap bile sayılmam. Ben kitapların sokak çocuğuyum. Böyle resmi kalabalıklara gelemem. Hele ilgiye hiç alışkın değilim. Sizler çok farklısınız. Benim için ne rafların ne de okunmanın önemi var. Hayatımda yazarımın açlık çektiği günler, çöplükten bulunan kalemlerle beni yazması var. Aslında ben yazarımın kafasında hayali bir kitap olacaktım; ama yazıldım işte. İyi ki de yazılmışım. Yazarım bu günü görse çok mutlu olurdu. İnanın beni yazdıktan sonra dolaşmadığı yayınevi kalmadı. Ama o umudunu yitirmedi. Beni kendi çabasıyla daha doğrusu parasıyla dünyaya getirdi. Sonra öylece elinde kaldım. Bir gün cami avlusuna bırakır gibi sahafa bıraktı beni. Okunma nedir görmedim. Soba başında, sıcak koltuklarda yapraklarım hışırdamadı. Rutubet gördüm, toz gördüm. Bu yüzden sizin ‘okunmak’ dediğiniz şeyin ne olduğunu gözlerinizin ışıltısından anlayabiliyorum. Umarım bu çalışmam hepinizin ışıltısını sonsuz kılar. Sizleri tanımak güzeldi. Sağ olun, var olun.”
“Progki! Progki!”
Salon Progki’nin konuşmasından etkilenmişti. Bazı kitaplar ağlamak üzereydiler. Sırf mürekkepleri dağılmasın diye kendilerini tutuyorlardı.
İki konuşmanın ardından beklenen an geldi çattı. Progki, programı çalıştırmadan önce arkadaşlarına dönerek:
“Bu program, ilk aşamada aşırı veri yüklemesi yapacak. Bu yüzden bir arkadaşımızın aktarma kablosunu tutması gerek. Kablo girişleri yerinden oynarsa her şeye yeniden başlamamız gerekir. Üstelik bu kez şehirdeki bilgisayarlar da bizi kabul etmeyebilir.”
Dedki öne atıldı:
“Ben bu göreve talibim, arkadaşlar.” deyip kabloyu tuttu.
Progki, Şehir Kütüphanesi Kitapları’na bakarak düğmeye bastı:
Veri akışı başladı. Kablo zorlanıyordu. Dedki her şeye rağmen kabloyu bırakmıyordu. Bu arada sayfalarının kenarlarındaki yazılar da silinmeye başlamıştı.
Progki telaşla seslendi:
“Bırak kabloyu Dedki, her şey yeniden yapabilirim!”
Dedki kabloyu bırakmıyordu. Şehirdeki çocuk bilgisayarlarının bir bir açılması onu kendinden geçirmişti. Yanan sayfalarını görmüyordu bile. Okunma, sadece okunma sesleri duyuyordu. Arkadaşları bağırıyordu:
“Dedki bırak! Dedki ! Dedki!!!!!”
Programda her şey yoluna girdi. Karşı taraftaki bilgisayarlar tıkır tıkır okumayı sürdürdü.
Dedki’nin sayfaları kablodan kurtuldu. Ortalığı yanık kokusu sardı. Dedki hâlâ yaşıyordu. Bazı sayfaları okunabiliyordu; ancak siyahlık tüm satırlarına yayılmaya devam ediyordu.
Sağki onun başına gelip:
“Dedki, Dedki kendini bırakma, yaşayacaksın.”
Dedki, kısık bir sesle:
“Be ... be... ben .. gidiyorum... Sayfalarımdan yazılarım çekiliyor.”
“Hayır Dedki, yaşayacaksın!”
Yazıları gittikçe soluklaşıyordu. Sağki soğukkanlılıkla arkadaşının sayfalarını çevirdi. Sağki, etrafındaki kitaplara dönerek:
“Arkadaşlar lütfen duyurun. Çok acele a grubu dedektif kitabı cümleleri aranmaktadır.
“Bir dize verebilirim.” dedi Şiki.
“Ben de bir ilanı aşk cümlesi verebilirim.” dedi Romki.
“Bir masal tekerlemesi versem olmaz mı?” dedi Maksi.
Sağki arkadaşlarına döndü:
“Çok üzgünüm arkadaşlar, söylediğiniz hiçbir cümle Dedki’ye uymuyor. Aslında bir kitaba başka bir kitaptan cümle aramak da boşa bir çaba. Hangimizin cümlesi bir diğerine uyar ki?”
Aranan cümle bulunamadı. Dedki’nin yazıları kısa sürede silindi. Dedki kesik kesik hayaller görüyordu. Bir masanın başında titrek mum ışığında yazılıyordu. Bir hokka mürekkep yanı başındaydı. Yazarı kendini kaybetmiş bir şekilde yazıyordu. Dedki her sayfada karmaşık konuların içinde buluyordu kendini. Her kahraman biraz şüpheli, her olay yeni bir düğüm... Dedki böyle zamanlarda sayfalarının yazılmasını sabırsızlıkla beklerdi. Ta ki son sayfaya gelip de olay çözülene kadar. Şimdiyse cümleleri çekiliyordu tek tek. Ölüyordu Dedki.
Progki üzgündü. Kandi kendine söyleniyordu:
“Bırak dedim, beni dinlemedi.”
Kitaplar acı içerisindeydi. Onca olayı aydınlatan Dedki’nin bu kez kendisi olay olmuştu. Suçlu işte oradaydı: Bir kablo... Kitaplar hemen oracıkta o kabloyu küt diye kesmek istediler. Yapamadılar. Tüm bilgiler o kablodan akıyordu. Tüm kütüphaneye sessizlik çöktü. Program işliyordu. Tüm şehirde kitap okunma mırıltıları yükseliyordu. Ancak kitapların bunu düşünecek hali yoktu.
“Cenazeyi bekletmenin anlamı yok.” dedi Anki.
Herkes elbirliği ile Dedki’yi kaldırdı. Bir kitap ilk kez böyle ölüyordu. Bu belki de yeni bir hastalıktı. Bu yüzden bazı kitaplar Dedki’nin cenazesine dokunmak istemedi. Bir anda kütüphaneye bir korku yayıldı. Akıllarına Sağki’nin virüsle ilgili sözleri geldi. Bu arada Sağki kendini tutamayıp Progki’ye:
“Onu sen öldürdün!” diye bağırmaya başladı.
Progki susuyordu. Sağki sesinin şiddetini arttırdı:
“Onu sen öldürdün. Yakında hepimizi öldüreceksin!”
Anki üzgün bir ses tonuyla:
“Arkadaşlar acımız büyük. Lütfen Progki’nin üzerine gitmeyin. Bakın bütün şehirde çocuk odalarında okunuyoruz. Çocuklar uyusalar da bizi dinliyorlar. Progki bir kahraman.”
Kitaplar Dedki’yi boş raflardan birine yerleştirdiler. Günler geçtikçe şehirde değişim başladı. Uykuda kitap mırıltısına alışan çocuklar “Şehir Kütüphanesi”ni doldurmaya başladılar. Aileler çocuklarındaki bu değişime şaşıp kaldılar.
Kitaplar Dedki’nin anısını yaşatmak için onun boş sayfalarına şehirdeki değişimi anlatacak “Şehir Kütüphanesi Çocukları” isimli bir roman yazacaklarına dair söz verdiler. Şimdi; değişimi yaşamının ve yeniden okunmanın mutluluğunu yaşıyorlardı. SON
Bu yazı 218 kere okundu.
|