|
Yaz... Sıcak... İnsanlarda ayrı telaş. Kimi denizde güneş arar, kimi tütün tarlasında meşe gölgesi...
Evde durmak olmaz. Çıktım sokağa. Gölgelerden yürüyerek havuzlu parka geldim. Bir kenara oturdum. Garson dikildi yanıma:
“Abi burası haremlik!”
Etrafa baktım. Masalarda sevgililer, kızlar, kadınlar... Hepsi kendi havasına. Duraklamış olmalıyım ki üsteliyor garson:
“Abi, kural böyle, ne yapalım!”
Masalar çimenlere kadar yayılmış, kaldırımlara taşmış, çimenler toprak olmuş. Ona kural yok. Kalkıyorum. Selamlığa geçiyorum. Havuzun kenarındayım şimdi. Bir serinlik doluyor içimde. Aynı garson yanımdan geçerken:
“Bir çay!” diyorum. “Demli olsun.”
Garson tepki vermiyor. Duymuş olmalı ki geliyor çayım. Masamın ucuna, maviliğin kenarına konuyor çay.
Yaşlı bir adam geliyor öteden. Ayaklarını da arkasından sürüyor. Bir eli bastonunu kavramış, diğer eli boşlukta. Gözlerini kısarak etrafa bakıyor. Selamlıkta boş masa yok. Yanıma kadar geliyor:
“Müsaade var mı?”
Uzatıyorum sandalyeyi. Oturuyor. Bir mendil çıkarıyor cebinden. Kır saçlarını, yüzünü, alnını siliyor. Katlıyor mendili, cebine koyuyor. Sonra havuza bakıyor. Baktıkça dalıyor. Kendi kendine konuşmaya başlıyor:
“Canına yandığımın dünyası, şu ördeklere bak, bizden iyi yaşıyorlar.”
Bakıyorum havuza. Ördeklerin kimi adacıkta, kimi kıyıya uzanan tahta köprüde. Üzerlerinde şemsiye... Bir garson yem dökünce toplanıveriyorlar bir araya. Ağır ağır yiyorlar yemleri. Kısa sürede bitiyor telaş. Miskice yayılıyorlar gölgeye. Yaşlı adam devam ediyor konuşmaya:
“Ördek olmak varmış... Bu parkta, bu havuzda. Şu yeşilbaş gibi yani. Yanında dişin, ötede çocukların...”
Bu sırada yavru bir ördek gerindi. Ayağını uzattı. Kanadını açtı. İri bir yavru. Anne ördek kadar büyük. Uzatıyor kanadını. Şaşırıyorum. Kanat tüyleri küçücük daha.
Yaşlı adam devam ediyor:
“Ördek olmak dedimse... Kümes ördeği değil. Ne yapayım öyle ördekliği. Tavuk gibi bir tas suya bakarak ömür mü geçer! Yaban ördeği de değil. Korkarım tüfekten, toptan. Çığırtkan hiç değil. Ördek de olsan yakışır mı arkadaşını avcılara teslim etmek?”
Ördeklere yem veren garson geçiyor yanımızdan. Yaşlı adam kolundan tutuyor onu:
“Oğlum! Ördekleri yemledin, bana da bir çay getir de içeyim!”
Sonra bana bakarak konuşmayı sürdürüyor:
“Şöyle bir haber uçursan, desen ki ‘Göldeki ördeklerle ömrünü değişecek var mı?’ İnan olsun sokakta insan kalmaz!”
Duraklıyor yaşlı adam. Dalgınlaşıyor. Ardından bir kaç söz daha söylüyor:
“Bakma böyle konuştuğuma. Fırsat olsa insan olsak ördek mi görür gözümüz!” Susuyor yaşlı adam. Kocaman elleri ile bardağı kavrıyor.
Hava serinliyor biraz. Bir ördek suya giriyor. Salınıp gidiyor maviliğe. Yaşlı adam çayını yudumluyor, ben yaşlı adamı ve ördekleri izliyorum...
Bu yazı 77 kere okundu.
|