|
Geçenlerde bir öykü okudum. Daha doğrusu dinledim. Bilkent Üniversitesi öğrencileri tarafından, görme engelliler için kaydedilmiş. İnternette sesli kitap ararken karşıma çıktı. Dosyayı telefonuma aktardım. Evde, çocuklardan fırsat bulduğum bir anda kulaklığı takıp dinlemeye başladım. Bir kız okuyordu. Sanki okumuyordu da ata binmiş dörtnala koşuyordu. İlk başta yadırgıyorsunuz hızlı okumasını. Sonra kulak alışıyor. Kırk beş dakika sürecek bir koşu başlıyor.
Lafı uzatmayalım. Yazarı Zeyyat Selimoğlu. Selim İLERİ’nin derlediği Oğlak yayınlarından 1997 de çıkan “99 Hikâyeciden 99 Hikâye” adlı kitapta yer almış. Daha bu kitabı bulamadım. Ama Zeyyat Selimoğlu’nun iki öykü kitabını buldum sahafların tozlu raflarında.
Öykünün adı: Bir Terzi Soyunuyor. Öykü kahramanı yaşlı bir terzi. Görmüş geçirmiş. Hayatın altından girmiş, üstünden çıkmış. Anlatıcımız da onun ziyaretçisi. Kısa bir ziyaret bu. Anlatıcı, apartmanın dar merdivenlerinden çıkarken başlıyor öykü. Terzi dükkânı, bir apartmanın ikinci katında. Beyoğlu’na bakıyor. Anlatıcı dükkâna girip oturuyor. Önlerinde ağzına kadar dolu bir küllük, tezgahta biçilmeyi bekleyen kumaşlar... Aşağıdaki kalabalığa baka baka terzi konuşuyor, anlatıcı dinliyor. Karı-koca diyalogları, hayırsız evlatlar, kızlar, erkekler, meslek hayatı, yokluk, dış görünüşten insan tahlilleri.... Anılar...
Kırk beş dakikada bir ömür anlatılmış. Parçalara bölünse kaç tane kısa öykü çıkar kim bilir?
Zeyyat SELİMOĞLU “İnsan yazdı mı böyle yazmalı.” dedirtiyor. Sonunda ne olacak diye merak etmiyorsunuz. Çünkü öyküde her dakika bir şeyler oluyor. Bir adam oğluna silah çekiyor, bir delikanlı Beyoğlu’nda bir kızın peşine atkılıyor, kız onu tersliyor, pipolu bir adam kasıla kasıla yürüyor, iki tane öğrenci, terzinin dükkânından kumaş aşırıyor...
Bir kanarya düşünün. Bir söğüt dalında. Hava serin. Bahar gelmiş. Etrafta çiçek kokuları. Kanarya bir iki bakınıyor. Gagasını ağacın dalına sürtüyor. Uzaklardan saka sesleri gelince o da başlıyor ötmeye. Öttükçe açılıyor. Tesadüf bu ya siz de o ağacın altındasınız. Kanaryanın ötüşünün sonunda ne olacağını merak eder misiniz?
Yılan tıslaması, eşek anırması, at kişnemesi, kedi miyavlaması, kuzu melemesi, aslan kükremesi, kurt uluması, köpek havlaması, horoz ötmesi... Hepsinin yeri ayrı. Benim favorim kanarya şakıması.
Bu yazı 304 kere okundu.
|