|
Sabah erkenden kalktı. Pencereyi açtı. Yağmur sonrasının temiz havası, sonbaharın serinliği doldu içeriye. Giyindi. Dışarı çıktı. Çay boyuna indi. Kömürleri yıkamaktan kendini karartmış çaya baka baka, kavakların haşırtısını dinleye dinleye ilerledi. Islak toprak kokusunu içine çekti. Balığa çıkmış bir balıkçı gibiydi. Ama tekneyle, trolle değil, oltayla değil kalemle. Ayakları yürürken düşleri kenarda bekliyordu. Bir öykü tutacaktı bu sabah. Akşamdan hazırlamıştı kendini. Kalemi kağıdı gömlek cebindeydi.
Bir ara kara suya yöneldi bakışları. Akıntıya kapıldı gözleri. Suyu karartan kömür aklına geldi. Emeklerini kömüre, ısıya, paraya dönüştüren işçileri düşündü. Durakta bekleyişlerini, ocağa inişlerini, karanlıkta kayboluşlarını... Yüzlerindeki çok şey görmüş, çok şey yaşamış insan hallerini... Madenci kahvelerini, madenci evlerini, sokaklara sığmayan servislerini...
Hayalindeki suda bir balık görür gibi oldu. Bilinçaltı, derinden akan bir nehir gibiydi. Karşısına ne çıkacağını kendisi bile bilmiyordu. Ucuna sözcükler takarak kalemini nehre savurdu. Bir müddet kımıldamadı olta. Sabretti, bekledi yazar. Bekledi, dedimse adımları ilerliyordu. Karaçay akıyordu. Güneş bir yumurta sarısı gibi tepelerin ardından yükseliyordu. Gölgesi önüne düşmüştü. O, gölgesinin peşindeydi.
Derken halkalar oluştu oltanın etrafında. Bir hayal, bir düşünce kıvılcımı. Kendine doğru çekmeye başladı onu. Misina gerildi, gerildi. Öykü kendini kolayca ele verecek gibi görünmüyordu. Bir an öykünün kaçacağını düşündü. Yine de zorladı kendini bir düşün peşi sıra. Bir baba, düşündü. Madenci bir baba. Çocuklarını almış ocağa gitmiş. Görsünler çalıştığı yeri, diye. Görsünler de hayata öyle hazırlasınlar. Çocukların karanlığa alışmamış gözlerindeki hayreti düşündü. “Yetişir bu kadar, dönelim baba.” deyişlerini. Sonra karanlığı gören gözlerinin dışarıdaki her şeyi bambaşka görüşünü...
Çevirdi makarayı. Kamış kırılacak gibi olunca uzandı misinayı tuttu. Çekti, çekti. Elleri izi iz oldu, kızardı. Avucuna bir sıcaklık yayıldı. Kaçıramazdı bu öyküyü. Yeniden yükledi misinaya. İşte, öykü kuzu kuzu geliyordu. Birazdan elinde olacaktı. Suda bir kımıldanma oldu. Balıkçının yüzü aydınladı. Son bir gayretle asıldı misinayı. Öyküyle inatlaşırken elini kanattı. O çekti, öykü kaçtı. O çekti, öykü kaçtı. Misina koptu. Bir “çıt” sesi yayıldı kavaklığa. Öykü bitti.
Bu yazı 212 kere okundu.
|