Görünüşte herkes ince belli bardaklarındaki çayını yudumluyor, sigarasını tellendiriyor, kendi aralarında sohbet ediyordu. Tıngır tıngır karıştırılan tavşan kanı çaylar, ocaklıktan yükselen buhar, tavandaki loş ışıklı lambalar? Her şey bana doğru akıyordu. İnsanların birbiriyle konuşması boşaydı. Terzilerin makası beni kesiyor, heykeltıraşlar beni yontuyor, ressamlar beni boyuyor, şairler hissedebildikleri kadarıyla beni yazıyordu. İsli puslu kafenin köşe masalarından birine kurulmuş olan kır saçlı bir adam, top sakalını sıvazlayıp çayından bir yudum aldı. Sonra gözleriyle peşime düştü. Bir yandan beni izliyor bir yandan da önündeki kağıtlara not alıyordu. ?Işıklar loş, bardaklar ince belli, insanlar konuşkan, sohbetler belirsiz.? Bu karalamadan sonra bir yudum daha aldı çayından. Gözleri hâlâ peşimdeydi. En çok böyleleri korkutuyor beni. Bir gün onlara yakalanacağın diye ödüm kopuyor. Hele not almaya başladılar mı kendimi etrafından kurşun geçen hedef tahtası gibi hissediyorum. Biri vurmasa diğeri vuracak. Ya sonra? Koymuş kafaya adam bu işi bugün bitirecek. Not almıyor, iyiden iyiye yazıyor. Hem de uzaktaki bana baka baka. ?Işıklar loş, bardaklar ince belli, insanlar konuşkan, sohbetler belirsiz.? Kır saçlı adamın kulak kabartması boşuna. Duyamıyor sesimi. Oysa kahkahalarım çınlatıyor kafeyi. Kendisi karanlık bir sokakta belirsiz bir sesi arar gibi. Şaşkın, çaresiz. Elindeki kalemi boşuna evirip çeviriyor. Yazacak şeyi olmayana kalem mermisiz silah gibi. Göstermelik bir etki o kadar. Ya sonra? Yazarım diye efelenip sözcükleri kalemin ağzına sürememek de var işin içinde. -Bir küllük verir misin? Kır saçlı adamı efkar bastı her halde. Sigara mı içecek ne! Yok değil, cebinden başka bir kalem çıkarıyor. Sonra da bir çakı. Titriyor elleri. Hırsla açıyor kelemi. Küçülmesi umurunda değil, yeter ki yazabilsin. Küllüğü dolduruyor kalem artıkları. Önündeki kağıtlara gömülüyor kır şaçlı adam. Gözü tekrar sayfanın üzerindeki nota ilişiyor. ?Işıklar loş, bardaklar ince belli, insanlar konuşkan, sohbetler belirsiz.? Kır saçlı adam, belirsiz sohbetlere alıcı gözle bakıyor. Sohbetlerin hepsinin aynı yöne aktığını görüyor. Dikkat kesilip kalıyor. ?Bu nasıl olur?? diyor içinden. ?Bunca söz aynı yere akar mı? Oysa hepsi başka başka ağızlardan, farklı tonlarda çıkıyor. Nasıl oluyor da hepsi denize akan bir nehir gibi aynı yöne akıyor.? Not alıyor kır saçlı adam. ?Sözcükler aynı yere akıyor.? Ardından bana bakıyor. Bu kez beni görmüş olmalı. Çok oyalandım burada. Adam daha ilk karalamaları yazdığında bu izbe kafeden gitmeliydim. Ne diye bu kadar oyalandım ki? Ya kır saçlı adam beni yakalarsa! Ya elindeki kaleme esir ederse beni! Ya sayfaların arasına gömerse! O zaman hayat ne olacak? Çok oyalandım çok. Kalkmalıyım artık, kır saçlı adam bana bakıyor. Ben yazılmamış bir öyküyüm. Kuşlar beni ötüyor, bulutlar beni yağıyor, çiçekler beni açıyor. Ben yazıldığım gün, tüm yazarlar işsiz kalacak. Kıyamam onlara. Gitmeliyim, ince belli çay bardağım elimde.
Bu yazı 674 kere okundu.
|