|
Ressam, tuvallerin olduğu odaya girdi. Ne zamandır resmim yapmamıştı. Sahile iniyor martıları gözlüyor, kafelerde çay içiyor, dalgaları dinliyor, dostları ile konuşuyor eve dönüyordu. Onlarca resim yapmasına rağmen her seferinde tuvalin başına geçtiğinde bir boşluğa düşmüş gibi oluyordu. Ancak boyaları palete çıkardığında, onların kokusunu duyumsadığında biraz açılıyordu.
Az önce odaya girerken de böyle olacağını düşünmüştü.
Şimdi tuvalin başındaydı. Nasıl bir resim çıkacağını bir kenara bırakalım, resim çıkıp çıkmayacağından bile haberi yoktu.
Tüplere uzandı. Boyaları palete çıkarmaya başladı. Siyah, mavi, sarı, beyaz...
Tuvali siyaha boyayacaktı; ancak mavi ile karıştırarak. Siyahın yalnız kullanıldığında diğer renkleri de kirlettiğini, başka hiçbir renge dönüşmediğini biliyordu. Maviyle karıştırdığı siyahla tüm tuvali boyadı. Koca bir karanlık çıktı karşısına. Tuvalin ortasına iki gri çizgi çekti. Bir sokağa benzedi bu çizgiler. Sevindi buna. Sokak kıyısına evler kondurdu. Pencerelerine beyaz beyaz ışıklar yaptı. Sokağı daha da belirginleştirdi. Ufuk simsiyahtı. Maviye uzandı. Ufukta gezdirdi fırçasını. Gece mavisine döndü karanlık. O maviliğin içine göz kırpan yıldızlar yaptı. Sokak hâlâ karanlıktı. Kalktı, odada gezindi. Bir sigara yaktı. Pencereden dışarı baktı. Kargalar evine dönüyordu.
Yeniden bakışlarını tuvale yöneltti. Bir şey bulmuş gibi yerine oturdu. Yol kıyısına dolunay gibi sokak lambaları kondurdu. Yerlerdeki kaldırım taşlarını belirginleştirdi. Tuvalin atındaki gölgeden çıkan bir kedi yaptı. Kedinin gözüne bir ışık yansıması kondurdu. İmzasını atıp kalktı resmin başından. Evden çıktı. Dışarısı karanlık olmuştu ki sokak lambaları yandı. “Tıpkı resimdeki gibi.” dedi ressam. “Tıpkı resimdeki gibi.”
Bu yazı 200 kere okundu.
|