|
"Simülatör"ü Türkçe adı ile "öğrencelik"i, gerçeğe uygun yapay öğrenme aygıtı olarak tanımlamış sözlükler. Ben özellikle uçak pilotlarını yetiştirmek için kullanılanlarından söz ediyorum. Pilot adayları bu hayali uçakta iniş kalkış uygulamaları, tehlikeli durum analizleri, değişik hava durumlarında yolculuk denemeleri yaparlar. Ayrıntılara girecek değilim. Zaten amacım simülatörü anlatmak değil.
Bence gerçek bir edebiyat eseri hayatın simülatörüdür. Okuyucu, bir kitabı okumaya başladığında başka hayatlara yol alır. Farklı ömrü a’dan z’ye yaşayabilir. Bu, binlerce yıl önce yaşamış birinin hayatı da olabilir, bin yıl sonra doğacak birinin hayatı da, hiç yaşamamış, hiç de yaşamayacak olan birinin hayatı da... Üstelik bu yolculukta (simülatörde olduğu gibi) yere çakılma ihtimali de yoktur.
İnsan; sayfalar boyunca üzülür, sevinir, öfkelenir, çileden çıkar...
Tabii bir şeyi unutmamak gerek İnsan, eline aldığı her kitapta bu duyguyu yaşayamaz.
Öncelikle kişinin isteğine uygun bir yolculuk olmalı bu.
Kimi zaman yolculuk doğrudur da yazar yanlıştır. Burada suç okuyucunun değildir.
Yazar, kendi çıkmadığı bir yolda okuru yürümeye zorluyordur. Üzülmemeli buna, başka kitap mı yok? Uzanıvermeli bir yenisine. Kendi yazarını bulmalı insan. Oradan aralamalı yeni bir hayatın kapısını. Zamanın dışına çıkmalı, günün kargaşasını dindirmeli... Bunun ne anlama geldiğini anlamak için son cümleyi birkaç kez yinelemeli...
Simülatördeki deneyimleri yaşamadan uçak koltuğuna oturan pilot yokken, hiç kitap okumadan hayatını havada tutmaya çalışan çok insan var ve her şeyi yere çakıla çakıla öğreniyorlar. Tıpkı nereye düşeceğini bilmeyen kamikazeler gibi...
Bu yazı 211 kere okundu.
|