|
Geçen gün bir fotoğraf gördüm. Karenin çoğunu, yakın çekimde bir güvercin kaplıyordu. Gök bir güvercin, gri ile siyah arası bir şey. Fotoğraf, bir meydanda çekilmişti sanırım. Bilirsiniz o meydanları. Bir kenarda tas tas buğday satılır, çocuklar güvercinlere yem atar, saçaklar üzüm salkımları gibi güvercinlerle doludur.
Bu fotoğrafta; ne buğday satan adam, ne çocuklar, ne saçaklardaki üzüm salkımları...
Sadece yakın planda bir lokma simidi çekiştiren bir güvercin...
Bu simit parçasını biri bilerek mi attı, bir çocuk elinden mi düşürdü belli değil.
Buraya kadar bir şey yok. Fotoğrafı ilginç kılan, simidin diğer ucundaki serçe. Zavallı kuş, bir anaç tavuğun civcivlerini koruması gibi kanatlarını açmış, gagasındaki simidi kaptırmamak için çırpınıyor. Küçük pençeleriyle boşluğu tırmalıyor. Güvercin daha güçlü, serçeyi simitle bir yerden kesmiş. Kocaman kanatları gölgeliyor serçeyi.
Ne tuhaf. Bir şahin serçeyi yese, şaşmayacak insan. Bir güvercinin serçenin simidini alması harekete geçirmiş fotoğrafçıyı. “Hayret.” Diyorum kendi kendime, “Açlık, güvercinin içinden bile bir şahin çıkartabiliyor.”
Olaya tersinden bakıp acaba diyorum, tokluk da doymuş bir şahinin içinden güvercin çıkarır mı?
Çabuk tükeniyor ümitlerim. Yok canım! diyorum kendi kendime. Hem böyle olsa bile, kim güvenir şahinin içindeki güvercine. İyisi mi güvercin güvercin gibi kalsın, şahin de şahin gibi ve güvercini şahine döndüren açlık hiç olmasın, açgözlülük daha hiç.
Bu yazı 300 kere okundu.
|