|
Doğan Öğretmen dalıp gitti. Kendi kendine konuşur gibi:
“Bizim oralar.” deyip duvarda asılı bir resme bakar gibi devam etti: “Bahar boyunca dinmeyen rüzgâr; ıhlamur, hanımeli, karanfil kokusu taşır. Çocuklar ekin tarlalarının üzerinde uçurtma uçurur. Yaz geldi mi tütün hasadı başlar. Ortalığı katran kokusu sarar. At arabaları tarla yollarını una çevirir. Kadın, erkek, çoluk çocuk eli ayağı tutan kim varsa hepsinin eline katran bulaşır. Çok yaşlılar da evde, ateş başında işe yaramış olmanın huzuru ile öğlen yemeklerini pişirir. Sonrası kış. Kış dedimse böyle değil. Güneşi eksik olmaz bizim kışımızın. Kar, üç beş yılda bir yağar.”
Çengel Ahmet:
“Kurtlar?” diyerek kesti öğretmenin sözünü.
“Ne kurdu Ahmet Bey, biz onları masallardan biliriz.”
Yasin Ağa yeniden saate baktı.
Uzaktan bir kurt uluması duyuldu.
“Vay soysuzlar, anladılar onlardan söz ettiğimizi!” dedi Tahsin Ağa. Sonrasında bir korku geçti yüzünden. Yeniden uludu kurtlar.
“Uuuu.”
Bir diğer kurt karşılık verdi.
“Uuuuuu”
Kalabalık suskunlaştı.
“Tövbe tövbe!” dedi Tahsin Ağa.
Yasin Ağa:
“Kurt mu basacak ne?” diye yangına körükle gitti.
“Ağzını hayra aç!” dedi Tahsin Ağa.
Yasin Ağa öğretmene döndü:
“Öğretmenim, ne güzel anlatıyorken sustunuz. Korktunuz mu yoksa!”
“Bu kadar adamız, Yasin Ağa! Kurt gelse ne yapacak?”
Tahsin Ağa araya girdi:
“Bırak bu lafları Yasin Ağa. Kurt gelecek hava değil.”
Bu sözün ardından yeniden kurt sesi duyuldu:
“Uuuuuuuuuu”
Kalabalık sohbeti kesti. Dışarıya odaklandı. Pencere kapaklarının gıcırtısı arttı. Rüzgâr kuvvetlendi.
Tahsin Ağa daldı. Eski günleri hatırladı. Seneler önce kurtlarla köyün girişinde karşılaşmış, meydan savaşı yapmıştı. Elindeki değneği kırasıya kurtlara vurmuş yine de bacağından bir parçayı kaptırmaktan kurtulamamıştı. Aksayan ayağı ile kahvelerin önüne gelmiş, oracıkta yere yığılmıştı. Dışarıdaki kurt sesleri yaklaşınca o günleri yeniden yaşar gibi oldu. Kolları gerildi. Yüzü seğirmeye başladı. Elini uzattı. Baldırında kurtların açtığı çukuru yokladı.
Sesler sinsi bir kedi gibi yaklaşıyor, pencere kapağı hızla çarpıyordu. Köpekler çıldırmışçasına havlıyordu. Kalabalık hamle yapacaktı; ama nereye?
Nefesler tutulmuşken kapı tırmalanmaya başladı. Yasin Ağa, ayağa fırladı. Omuzu ile kapıyı destekledi. Kapı, dışardan zorlanıyordu. İç odadan kadın çığlıkları, çocuk ağlamaları...
Tahsin Ağa da ayağa kalktı. “Heytt!” diye bağırdı. Kendini kaybetti. Ne yana döneceğini bilemedi. Etrafında bir şeyler arandı. Sağa döndü yok, sola döndü yok. Kapıya yaklaştı. Beti benzi attı. Yasin Ağa, hemen yanındaki değneği aldı. Omzuyla kapıyı tutarken değneği Tahsin Ağaya verdi. Tahsin değneği sıkıca kavradı. Yüzüne rahatlık geldi. Yeniden “Heyt!” deyip kapıyı açtı. İşte o zaman ellerindeki çalılarla kapıyı tırmalayan iki delikanlı içeri düştü.
Yasin Ağa:
“Lades!” diye bağırdı.
Tahsin Ağa, değneğe tutunarak çöktü. Başını omuzlarının arasına gömdü, ağlamaya başladı. Doğan Öğretmen, yere kapanmış adamın kulağına eğildi:
“Oyun bu Tahsin Ağa! Ölmedin ya kalk!”
Tahsin Ağa, değneğe tutunarak ayağa kalktı. Ceplerini yokladı. Traktörünün anahtarını çıkardı. Yasin Ağaya uzattı. Ağzı kulaklarına varan Yasin Ağa anahtarı aldı. Duvardaki ahşap askıya astı. Eve geldiğinden beri askıdaki anahtarı gözleyen Tahsin Ağa boş ceplerine yanarak evden çıktı. Dışarısı karanlıktı. Kar atıştırıyordu. Uzaktan köpek sesleri geliyordu. Tahsin Ağa hem yürüyor hem de Yasin Ağa ile yeniden ladese tutuşmayı kuruyordu kafasında. SON
Bu yazı 223 kere okundu.
|