|
Az önce bu kitabı bitirdim. Alabora olmuş bir gemiden kurtulan bir denizcinin bir sal üzerinde on gün boyunca verdiği yaşam mücadelesi anlatılmış. Ölümle burun buruna gelmesi, köpek balıkları ile her gün aynı saatte buluşması, denizin ortasına bir sal üzerinde bir başına kalması, bir martıyı yakalayıp yemeye çalışması; bir olta, bir iğne, balık tutacak bir aracı olmayışına hayıflanması, bilincinin gidip gidip gelmesi, nereye gittiğini bilmeden sürüklenmesi, kara ararken gözlerinin karıncalanması, cildinin pul pul dökülmesi, nihayet tüm umudunu yitirip ölümü beklemesi... Ölü ilan edilip cenaze töreni düzenlenmesi, nihayet karayı görmesi ve kurtulması.
Kayıp denizci, kurtulduktan sonra milli kahraman ilan edilmiş. Gazeteler, televizyonlar, reklâmlar hep onun peşindeymiş. Günlerce böyle sürmüş. Nihayet hikâyesini tükettikten sonra bir gün Marquez in çalıştığı gazeteye gelmiş. Gazetedekiler: “Senin anlatacak neyin kaldı ki?” demişler önce. Kayıp denizciyi yolcu etmişler. Bir gazete çalışanı koşup merdivende yakalamış onu. Bir kez de Marquez le konuşmasını istemişler. Yazar bu kişi ile günde altı saatten yirmi gün söyleşmiş. Onun anlattıklarını kendi süzgecinden geçirmiş, kendi dünyasında yeninden yaşamış. Denizi, geceyi, balıkları, suyun şıpırtısını, azgın dalgaları...
Anlatım birinci kişi ağzından yapılmış. Ortaya çıkan yazı gazetede on dört gün boyunca tefrika edilmiş. Tabii hikâye derinleştikçe bazı gerçekler de ortaya çıkmaya başlamış. Alabolara olan gemideki kaçak mallar, fazla yükler sorun olmuş. Böyle bir durumun içinde olmak milli kahramana yakıştırılamamış. Bunları inkâr etmesi için kendisine baskı yapılmış. Kayıp denizci, geri adım atmamış. Yazıların çıktığı gazete meşhur olmuş. Tirajı artmış. Ancak gemideki yasa dışı durumların ortaya konması gazeteyi de zor durumda bırakmış. Gazetenin önce baskı sayısı artmış, insanlar koleksiyon için matbaaya koşmuşlar, sonrasında ise gazete kapatılmış.
Günler gelip geçmiş. Gazetede çıkan bu yazılar da unutulup gitmiş. Kayıp denizci hayatın içinde bir kez daha kaybolmuş. Bir gün Marquez in eserlerini yayımlayan yayın evi bu yazıları kitap yapalım, diye gelmiş. Yazıların üzerinden on beş yıl geçmiş. Yazar meşhur olmuş. Dünya çapında üne kavuşmuş. Şimdi “böyle önemsiz bir yazısı”nın bile kitap yapılmak istenmesine bozulmuş. Sitemini de önsöze koyarak yayımlanmasına razı olmuş.
Kitabın sonunda, Bir kayıp denizci, Kolombiya nın bir sahil köyünden karaya çıkıyor. Köylüler, bir fuar maymununu izler gibi merakla onu izliyorlar onu. Kişinin hikâyesi başlarken kitap bitiyor.
İnsan bu kitaptan, “yazar”ın bitmiş bir hikâyeye bile hayat verebileceğini öğreniyor. Ya da kitapları anlamlı kılanın “konu” olduğu kadar yazarın dili/üslubu olduğunu da...
Bu yazı 333 kere okundu.
|