|
Sabah ezanından beri yağıyor. Her yer su içinde. Tarlalar vıcık vıcık, yolar çamur deryası. Yine de kurşuni ağırlığından kurtulamadı gökyüzü. Saatler şafakta durdu. İçi sıkılıyor insanın. Balkonundan gökyüzüne bakıyor biri
“Yağsa da bitse, yağsa da tükense şu kurşuni karanlık.”
Gün ilerliyor. İnsanlar şimdi şehrin içinde. Okul bahçeleri şemsiye tarlası... Caddeler kalabalık. Saçak boylarından kediler gibi geçip gidenler mi ararsınız, sudan çıkmış fare gibi bir köşede bekleyenler mi Ya şu liselilere ne demeli Bu kadar romantizm fazla değil mi Şifayı kapacaklar haberleri yok.
Manav, boş bir varili saçağın altına koymuş. Az ötede elini bulut yapmış da marulları ıslatıyor.
Ötede birinin şemsiyesi ters dönüyor. Ona gülen bir başkasının ki de...
Karaçay güldür güldür akıyor. Yine de doymuyor suya. Yatağı dar gelse de sokakları aşıp gelecek yağmur sularını bekliyor.
Hızlanıyor yağmur. İstasyon tarafı “S.O.S” veriyor. Sular bazı evlerin eşiklerini yalayıp geçiyor. Yukarı mahalleler bir başka âlem. Karamanlı yokuşu Karadeniz dereleri gibi. Sular kıpır kıpır akıp durağa yöneliyor. Bulanıklığı, eski üstle caddeye çıkmış birinin mahcubiyetini andırıyor.
İlerliyorum. İkiz kulelerin yanından geçip yukarı kıvrılıyorum. Darkale yolundan gelen su, yola siyah tortusunu bırakıyor. Jandarmanın önünden süzülüp itfaiye meydanına, oradan da Bergama yoluna... Karacay’ı aradığı her halinden belli.
Kapı eşiklerinde insanlar... Gözlerinde hayret var. Yaz kuralıklarından sonra sudan korkacakları akıllarına gelmiş miydi acaba Ya oturma odalarından çamur kazıyacakları
Gün ilerliyor. Saatler hâlâ şafak vaktinde. Gökyüzü ağırlığından kurtulacak gibi görünmüyor. Yalnız bu şehirde mi Hayır. Kurşuni ağırlık her yanda. Küresel dünyanın logarları zamane yağmurlarının yükünü çekebilecek gibi görünmüyor. Dünyayı sel basacak gibi. Bir tek ördekler rahat.
Bu yazı 278 kere okundu.
|