Dün gece kalktım. Hiç sebep yokken bir saat ağladım. ?Ne oluyorsun oğlum, neden ağlıyorsun.? Tanıdık bir ses: Babam. Adım gibi biliyorum ki susmam için can atıyor. Bir yandan da komşular duvara güm güm diye vuracaklar mı diye bekliyor. Bense feryat figan ağlıyorum. İçimden geliyor. Tanıdık bir ses daha ekleniyor: Annem. ?Yine mi ağlıyor, ne zamandır böyle yapmazdı ama?? Yapmazdım ya. Rahata alıştınız tabi. Onda yatayım, onda kalkayım. Oh ne ala. Yok öyle yağma. Inga, ınga? ?Ahmet şuna bir şey söyle de sussun, yetti artık bu çocuğun zamansız ve sebepsiz ağlamaları. Hem bak kardeşi de yeni uyudu. O da uyanırsa yandık.? Demek benim ağlamalarımdan bıktınız ha. Aslında biliyorum bu ağlamalar kartlaşmış sesime yakışmıyor. Ancak tek silahım bu. Zaten bana silah da almıyorlar. Ama arkadaşım Ali nin silahı var. Babama kaç kez silah al dedim. O hep aynı cevabı verdi. ?Silah kötü.? Oynarken güzel ama. ?Oğlum silah öldürür.? Oyuncak baba, oyuncak! Ne söylediysem de onlara bir silah aldıramadım. Bir de ağlama diyorlar. Başka silahım mı var? Bunlar yetmezmiş gibi bir de şu ufaklık çıktı başıma. Hep annemin babamın kucağında. Beni gören yok tabi. Oyuncak alan da. Babam yazmayı biliyor ama. Önce beyaz kağıtların başına geçiyor yarım saat öylece oyalanıyor. Sonra aklına bir şeyler geliyor ki yazmaya başlıyor. Bir de yazabilse. Öfkeden deliye döndürüyorum onu bazen. İlk satırı yazar yazmaz kapıyorum kalemi elinden. Hele bir de evdeki son kalemse deymeyin keyfime. Böyle durumlarda pazarlık payım artıyor. ?Oğlum kalemi ver, sana ne istersen alırım.? Bana silah al baba. ?Silah olmaz.? Ben de kalemi vermem. ?Vermezsen verme!? Çok iyi biliyorum ki bu pazarlık sürecek. Daha annem devreye girecek. ?Oğlum ver babanın kalemini, bak bir şeyler yazıyor.? O da bana silah alsın. ?Olmaz oğlum silah kötü.? Ama Ali nin var. Tak tak tak, cuf cuf cuf diye ses çıkarıyor. ?Oğlum son kez söylüyorum, ver kalemi.? İşte! Babam gerçekten kızmaya başladı. Kalemi vermenin tam sırası. Hiç bekletmeden veriyorum kalemi. Babam heyecanla yazmaya başlıyor. Önce bir satır, sonra bir satır daha. Kısa sürede kağıdın yarısını dolduruyor. Babam yazdıklarının içinde kendini kaybettiği bir anda çekip alıyorum yarısı dolu kağıdı. Ardımdan ?Yapma!? diye bağıran sese aldırmadan beyaz kağıdı sobaya atıyorum. Babamın yazdıkları duman oluyor. Yerinden fırlamasından belli ki çok kızdı. Hemen anneme sığınmalıyım. ?Mualla şu çocuğa bir şey söyle. Bu kez de yazılı kağıdı aldı. ?Ne yapalım Ahmet, sana bu çocukların yanında yazılmaz demiyor muyum? Bak masada daha bir sürü kağıt var. Nasıl olsa yazdıkların aklında değil mi? Bir daha yazarsın ne yapalım?? Babam omuzları düşmüş bir halde oturdu masanın başına. İlham perisini ürkütmüş olmalıyım ki tek satır yazamıyor. Kalemi alıp kağıda yumulması boşuna. Öylece kalıyor boş sayfanın önünde. Bu işe canım sıkılıyor. Bu haldeyken ona bir şey yaptıramam ki! Anlayacağınız pazarlık payımı arttıracak bir şeyler yapmalıyım. Bir kedi gibi sokuluyorum babamın yanına. ?İstersen beni yaz baba.? Diyorum. O sinirli bir halde cevap veriyor. ?Neyini yazayım senin, şımarık şey.? Sabah kalkınca seni bulamamayı yaz baba, bir de anemi bulamamayı. Sonra bütün gün pencerelerde sizi beklemeyi yaz. Akşam eve gelir gelmez kardeşimi kucaklamayı yaz. Kardeşimle bütün gece uyumayı, beni yalnız yatırmayı yaz. Kardeşimle yaptığımız her kavgada benim suçlu oluşumu yaz. Annemle kavga ettiğinizde beni ne kadar üzdüğünüzü yaz. Babamın gözleri bu sözlerden sonra buğulu bir şekilde parladı. Heyecanla sarıldı kaleme. O biraz yazsın hele. Ben önce ufaklığı ağlatayım. Sonra babama dönerim. Babam şöyle bir sayfayı doldursun ki ona silah aldıracak bahanem olsun.
Bu yazı 736 kere okundu.
|