Mavi deniz sahili dövüp duruyordu. Rıza Öğretmen, yıllarca insan yetiştirmiş olmanın dinginliğiyle bir sahil kasabasında, emeklilikten sonra aldığı evinin balkonunda oturmuş, uzayıp giden mavi denizi izliyordu. ?Bu maviliğin içinde görünmeyen bir hayat akıyor. Yunuslar, ahtapotlar, istavritler, köpek balıkları?? diye geçiriyordu içinden. Çocuk yetiştirmişti yıllar boyu. Belki de yetiştirmeye çalışmıştı. Çünkü kızdığı zamanlar: ?Kimse kimseyi adam edemez, herkes kendini adam eder.? derdi. Böyle düşünmesine rağmen herkes onun insan yetiştirmedeki hünerini bilirdi. Bu sakin sahil evinde bile görünüşte emekliliğinin tadını çıkarıyordu; ancak bahçesini bir bakıma eğitim müzesi yapmıştı. Ziyaretine gelen insanlarla uzun uzun konuşmak istemiyordu artık. Gelenlerin hepsi neredeyse aynı soruyu soruyordu: ?İnsan yetiştirme konusunda nasıl bu kadar başarılı oldunuz?? Rıza öğretmen, ilk zamanlar bu soruyu açıklamak için saatlerce dil döküyordu. Ancak soru defalarca tekrarlanınca bu işten iyice sıkıldığı bir anda sahil evinin bahçesi yetişti imdadına. Rıza Öğretmen, bahçesini üçe böldü. Bu bölümlerin her birine eşit sayıda gül fidanı dikti. Bahçesinin toprağı denize yakın olmasına rağmen güzeldi, bereketliydi. Üstelik bahçenin köşesinde langır langır su çıkaran bir de tulumba vardı. Rıza öğretmen üçe böldüğü bahçeye insan eğitimine örnek olması açısından üç farklı yöntem uyguladı. Birinci bölüme diktiği gül fidanlarıyla hiç ilgilenmedi. Buna rağmen bu fidanlar biraz toprağın kıştan getirdiği tavla, biraz da bahar yağmurlarının etkisiyle iyice yeşerdi. Yalnız gül fidanları mı? Gül fidanlarını sarıp sarmalayan yabani otlar da yeşerdi. Öyle bir yeşerdiler ki gül fidanlarını bile geride bıraktılar. Bu yaban otları ne yeşerse kârdı. Her bahar böyle yeşerip yazın kavrulmaya zaten alışmışlardı. Oysa gül fidanı, nemli bahar toprağı bereketinin her zaman süreceğini zannetti. Tam güllüğünü ortaya koyacaktı ki tomurcukta kaldı bütün hayalleri. O da yaban otları gibi kavruldu gitti hayatın kısıtlı şartlarında. İkinci bölüm bahçenin diğer ucundaydı. Rıza Öğretmen bu bölüme ne gerekiyorsa yaptı. Gübreyse gübre, suysa su. Kısacası gül fidanlarının yedikleri önünde yemedikleri arkasındaydı. Toprak o kadar bereketliydi ki gül fidanları çığdı gitti. Rıza Öğretmenin hizmeti karşısında dallanıp budaklandılar. Her şey o kadar güzeldi ki tomurcuklanmak aklılarına bile gelmedi. Hem zaten Rıza Öğretmen bahçenin bu bölümündeki yabani otlara da hiç müdahale etmemişti. Nasıl olsa gül fidanları güçlüydü. Otlarla mücadele edebilirdi. Bu gül fidanları da hayatlarından bir şey anlamadı. Yaz geldi geçti, gelip geçenler bahçenin o bölümünü otluk olarak bildiler. Üçüncü ve ortadaki bölüme gelince. Burası Rıza öğretmenin denize karşı çay içtiği balkonun tam karşısına geliyordu. Usta elleriyle bu bölümdeki gül fidanlarına ölçülü bir bakım yaptı. Gül fidanlarının çevresindeki yabani otları üşenmeden temizledi. Öyle bir temizledi ki bazen bahçeyi kanser gibi saran ayrık otları yüzünden saatlerce güneşin altında kaldı. Gülleri de eğer gerekiyorsa budamaktan çekinmedi. Gül fidanları suyun bolluğuna kapılıp gitmesin ve dalları çığmasın diye yeri geldiğinde onlardan suyu esirgemekten çekinmedi. Fidanlar bildi ki bir gün bizi besleyen su kesilebilir. İşte o zamana kadar bir gül olarak kendimizi tamamen gerçekleştirmeli, kendi kendimize yetebilmeliyiz. Rıza Öğretmen yaz ortasında balkonunda konuklarını ağırlıyordu. Konuklar birinci çaydan sonra o beylik soruyu sordular. -İnsan yetiştirme konusunda nasıl başarılı oldunuz? Rıza Öğretmen eliyle bahçeyi gösterdi. -Şu bahçeye bakın. Bir yanı kavrulmuş bozkır, bir yanı yemyeşil otluk, bir yanı da gül bahçesi? Hayat da böyledir. Öncelikle nereye varmak istediğimizi bilmeliyiz. Benim gülden kastım; insanın kendi kendine yetebilmesi, insan olduğunun bilinciyle yaşaması. Güncel hayat televizyonla, internetle, çevre etkisiyle, gül fidanları gibi değerli çocuklarınızı etkisi altına almaya çalışır. Bu da onların işidir. Tıpkı yabani otlar gibi. Bunlar tamamen zararlı demiyorum, gül bahçemdeki kuru otlar aslında güllerime besin olarak dönüyor. Ancak gül fidanlarınız yakasını yabani otlara kaptırmayıp onlardan besin üretmeyi bilirse. Sonra çayından bir yudum daha aldı Rıza Öğretmen, konuklar gül bahçesine bakarken o yine mavi denizi düşünmeye başladı. İçinden hayat akan mavi denizi?
Bu yazı 889 kere okundu.
|