Balçova nın en işlek caddesinden aşağıya doğru yürürken gazla çalışan bir aracın yanından geçtim. Farkında olmadan egzoz dumanını soludum. Düşüncelerim bu kokunun peşine takılıp gitti. Kasabamızdan geçen Konurca Çayı daha kurumamış, amcam ölmemiş, ben büyüyüp de şehre taşınmamışım? Kasabamızın güneyindeki tarlamızdayız. Amcamla birlikte tarlamızın kıyısından geçen çayın içindeyiz. Amcam viskonsin marka su motorunu çalıştırmak için uğraşıyor. Ben uçaklı kısa pantolonumu, trenli tişörtümü giymişim. Çıplak ayaklarımla gümüş rengi suyun içindeyim. Su, ayaklarımı gıdıklayarak akıp gidiyor. Amcam bir türlü çalışmayan motorla uğraşıyor. Bir yandan da beni kolluyor. -Oğlum derine gitme! -Tamam amca, bak burası dizlerime kadar geliyor. Suyun sesine dalıp gittiğim bir anda gürültü koptu. Motor çalışmıştı. Bu kadar gürültüyle çalışan bir aleti ilk defa görüyordum. Korktum. Amcamın ayaklarına sarıldım. Onun yüzünde motorun çalışmış olmasından kaynaklanan bir gülümseme vardı. Amcam beni kucakladı. Sevinç içinde ?çalıştı? dedi. Bir eliyle de motordan tarlaya uzayan hortuma dokunup ?Suyu da almış.!? dedi. Ben amcamın söylediklerinden çok gökyüzüne yükselen dumanlara bakıyordum. Pat pat sesinin ardından çıkmıştı bu dumanlar. Bir de gaz kokusu? Amcamın kucağında olduğum halde çayın kıyısındaki yamaçta ilerledik. Yamaç; söğüt, hayıt, böğürtlen, kümeleriyle kaplanmıştı. Yeşil bir tünelde gibiydik. Tünelin ucuna gelince amcamın kucağından indim. Koşarak hortumun ucuna geçtim. Motorun bastığı su, kavun karıklarında gürül gürül akıyordu. Toprak bir sünger gibi emiyordu suyu. O gün başka neler oldu hatırlamıyorum. Tek bildiğim, o tarlada yetişen kavunların iyi paraya satıldığı ve o paralarla kaportasında uçak figürü bulunan kırmızı bir skoda aldığımız. Ata caddesinden aşağı inerken beni çocukluğuma götüren koku kayboldu. Yürümeye devam ettim. Bir koku insanı nerelere götürüveriyor! Demek ki beynimiz görüntüleri, sesleri kaydettiği gibi kokuları da kaydediyor. Gözlerim caddenin kıyısında yükselen apartmanlara takıldı. Küçük bir çocuk apartman balkonunda elindeki balonuyla oynuyor. Avuç içi kadar bir balkon. Acaba bu çocuk yeni biçilmiş çim kokusunu, baharın çiyle yıkanmış sabah kokusunu, kıvrıla kıvrıla akan bir çaydan yükselen yosun kokusunu, hayıt kokusunu, söğüt kokusunu, kaydetmiş midir? Bir ses koparıyor beni düşümden. Annesi balkonda oynayan çocuğa sesleniyor: -Oğlum çok sarkma düşersin! Doğadan kaçan şehirlerde, balkonlarda büyüyor çocuklarımız. Onların bellek kayıtlarının bir ayağı eksik. Televizyon onlara her türlü görüntüyü, sesi isteseler de istemeseler de, kaydettiriyor. Ya kokular! Anneler, babalar; hiç olmazsa bahar aylarında şehrin dışına çıkarın çocuklarınızı. Toprak, ağaç, çiçek, yosun kokularını kaydettirin onlara. Bunu yapın ki yarının daha da kirlenecek dünyasında en azından düşlerinde sığınabilecekleri bir sığınakları olsun. Tıpkı benim gibi?
Bu yazı 734 kere okundu.
|