Mavi deniz, rüzgâr estikçe alçalıp yükseliyordu. Martılar çığlık çığlığa uçuşuyordu. Sahili döven dalgalar, denize ait olmayan ne varsa kıyıya sürüklüyordu. Ak köpüklüydü dalgalar. Belki de içlerinde taşıdıkları tuz onları böyle beyaz beyaz köpürtüyordu. Her şeyi kıyıya vuran dalgalar, denizi için için kavuran tuzdan kurtulamıyordu. Köpükler eşliğinde kıyıya bırakılan tuzu bir sonraki dalga iştahla yalıyordu. Caddelerde oradan oraya koşan insanlar bir deniz dalgası gibiydi. Çığırtkanlık yapan, türkü söyleyen, yüksek sesle müzik dinleyen insanlar kaplamıştı caddenin iki yanını. Çalışkandı insanlar. Şehirler kuruyorlar, iş yerleri açıyorlar, kafeteryalar işletiyorlardı. Fayanslarına bakıp saçınızı tarayabileceğiniz alışveriş merkezleri açıyorlardı. Işıl ışıl, rengarenk. Tıpkı mavi deniz gibi. Ne bir toz, ne bir yabancı cisim? Raflar boyunca uzayıp giden tertip düzen? Rüzgârla yön bulan dalgalar denizin bağrındaki hiçbir yabancı cisme katlanamazdı. Ne bir tahta parçası ne bir ceset; ne de batık bir tankerin petrolleri? Her ne varsa kıyıya vururdu. İnsanlar bilirdi denizin neleri kaldırıp neleri kaldıramayacağını. Aynı rüzgârın şehrin kıyısındaki tepelere vardığı yerde küçük bir çocuk ayaklarına batan taşlara aldırmadan aşağılardan gelen yabancıya bakıyordu. Çocuk, iki üç yaşlarındaydı. Teni mart güneşiyle kavrulmuştu. Üzerinde eski bir kazak vardı. Altında bir şey yoktu. Aşağılardan gelip nefes nefese kalan takım elbiseli adam çocuğa yaklaşıp: -Annen ya da babam evde mi? diye sordu. Çocuk cevap vermeden tek katlı evin içine girdi. Bir süre sonra içeriden esmer yüzlü, zayıf, iri gözlü bir kadın çıktı. Kucağında bir çocuk vardı. Bir diğeri de eteklerine sarılmıştı. Az önce takım elbiseli adamı karşılayan çocuk da annesinin arkasına saklanmıştı. Takım elbiseli adam: -Eşin evde yok mu? diye sordu. Kadın, cevap vermeden içeri seslendi. İçeriden belli belirsiz bir ?Geliyorum.? sesi duyuldu. Kısa süre sonra evin kapısı tekrar aralandı. Takım elbiseli adam, bakışlarını aşağı eğmek zorunda kaldı. İçeriden çıkan adamın bacakları tutmuyordu. Ancak sürünerek kapıyı aralayıp eşiğe oturmuştu. Takım elbiseli adam, içeriden çıkan adama duyulmayan bir şeyler söyledi. İçeriden çıkan adam; karısını, çocuklarını, dökülen evini işaret ederek bir şeyler anlatıyordu. Takım elbiseli adam, gösterilen yerlere bakıp ?Haklısınız.? dercesine başını sallıyordu. Konuşma bitince takım elbiseli adam, evden çıkan adama bir kağıt bırakıp aşağılara doğru yürümeye başladı. Az önce onu karşılayan çocuk da evin çitine kadar onunla yürüdü. Takım elbiseli adam, yürüyüşüne ara verip arkasındaki manzaraya baktı. Tepeye doğru, az önce uğradığı ev gibi, onlarca ev vardı. Her birinin ayrı ayrı öyküsü olan onlarca ev? Akşam olmak üzereydi. Aşağılardaki şehrin ışıkları deniz gibi yakamozlanıyordu. Şehrin merkezindeki düğün salonlarında havai fişekler atılıyordu. Yorulmuştu takım elbiseli adam. ?Ne diye minibüs işlemez ki buralara?? diye söylene söylene indi dar sokaklardan. Kısa sürede şehrin göbeğine vardı. Caddeler ışıl ışıldı. İnsanlar iyi giyimliydi, belirgin bir telaşları vardı. Bir yerlere yetişmeye çalışıyorlardı. Takım elbiseli adamın aklı hâlâ tepedeki evdeydi. Kendini adımlarının akışına bırakıp deniz kıyısındaki bir kafeye girdi. Garson alıcı bir kuş gibi gelip ne içeceğini sordu. ?Çay? dedi. Takım elbiseli adam, çayından ilk yudumu alırken sahile vuran pet şişeleri, tahta parçalarını gördü. Sahil ufka doğru uzayıp gidiyordu. Ufku akşam kızıllığı kaplamıştı. Şehrin tepelere vurduğu insanlar, denizin kıyıya vurduğu tahta parçalarını topluyorlardı. Onların yanında da küçük, yalınayak bir çocuk vardı. O da kendi gücüne göre küçük tahta parçalarını topluyordu. Çayından bir yudum daha aldı takım elbiseli adam. Anne babasıyla tahta parçası toplayan çocuğa odaklandı. Çocuk topladığı tahtalardan birini gemi yapmış denize doğru gönderiyordu. Sanki kendilerini tepelere vuran şehre ?Ama öyle ama böyle ben bu şehre tekrar döneceğim.? Der gibiydi. Ya da takım elbiseli adama öyle gelmişti. Deniz dalgalarıyla kendini aklıyordu. Ancak şehir tepelere vurduğu insanları kucaklamadan aklanacak gibi görünmüyordu. Takım elbiseli adam, son bir yudum aldı çayından. Geçen hafta bir tinerci tarafından bıçaklanan arkadaşını ziyarete gidecekti. Yorgun adımlarla kafeden çıkarak kalabalığın arasına karıştı, gitti?
Bu yazı 817 kere okundu.
|