Aras, kasaba kahvesinin önünde, genç bir çam ağacının altında oturmuş, çayını yudumluyordu. Zorlanarak nefes alıyordu. Her nefes alışta ıhhh ıhhh diye inliyordu. Onun hasta olduğunu kasabada bilmeyen yoktu. Ancak kasabalının bilmediği bir şey vardı: Aras ın çok az ömrü kalmıştı. Bunu bir tek Aras biliyordu. Durumunu soranları ?Ben iyiyim!? diyerek başından savmaya çalışıyordu. Hastalığını insanlardan saklarsa iyileşebileceğine kendini inandırmıştı. Gözleri fer fecir okuyan Bedir, kahvenin önünden geçerken onu yalnız oturur görünce hemen yanına oturup: -Nasılsın Aras abi? -Ihhh ıhhh ben iyiyim, iyiyim ben. -İyisin, iyi! Bedir kendine bir çay söylerken Aras: -Ihhh ıhhh, getir getir yeğenim içsin. Ardından masada bir sessizlik oldu. Yoldan bir iki traktör geçti, bir grup serçe telaş içinde çay kıyısındaki söğütlere kondu. Bedir: -Hiç doktora gittin mi Aras abi? -Ihhh ben iyiyim. Ihhh ıhhh ne doktoru? -İyi olabilirsin de hiç grip de olmadın mı? Hayatında hiç mi doktora gitmedin? -Ihhh ıhhh sana iyiyim dedim ya! Bırak şimdi doktoru moktoru. -Allah iyilik versin, dedi Bedir. Ardından çayını yudumlayıp ceplerinde bozuk para arar gibi yaptı. -Ihhh ıhhh bırak sen. -Vallahi olmaz Aras sabi! -Ihhh ıhhh bırak dedim. -Ölümü gör Aras abi! diye üsteledi Bedir. Sanki zor nefes alan adamı konuşturmak ister gibiydi. -Ihhh ıhhh bırak şimdi ölümü. Ben öderim, dedim. Tam bu sırada kasabadan ilçeye gidecek minibüs kahvenin önüne yanaştı. Bedir, Aras a ?Eyvallah? deyip bindi arabaya. Kuzeni taşınıyordu bugün. Ona yardım etmek için ilçeye gidiyordu. Kuzeni dört yılda dört ev değiştirmişti. Üstelik bu kez farklı bir ilçeye taşınıyordu. Bedir, kısa süren yolculuktan sonra soluğu kuzeninin evinde aldı. Ev halkı erkenden kalkmış eşyanın yarısını yüklemişti. Bedir hemen işe koyuldu. Çalışkandı. Güçlüydü. Hacivat karagöz kadar komikti. Evdeki bir çok eşya indirilmiş, sadece beyaz eşyalar kalmıştı. Bedir in geçen haftalarda beli incindiğinden beyaz eşyaları indirme konusunda kendine güvenemiyordu. Damat desen zayıflıktan buzdolabının altında kalabilirdi. Kuzeninin de boyu kısa olduğundan sırtına aldığında buzdolabı yere sürtebilirdi. Bu yüzden kuzeniyle ilçenin amele pazarına indiler. Orada gördükleri sakin görünümlü bir hamalın yanına yanaşıp: -Ev taşıyoruz, üç parça beyaz eşyamız var, kaça indirirsiniz? diye sordular. -Yirmiye dedi, sakin görünümlü hamal. Kaldırıma yayılmış hamallardan dördü, bu konuşmanın yapıldığı yere yöneldi. Bir anda beş kişi oluverdi hamallar. Guruptan bir gözü kör, tok sesli bir hamal: -Biz de gelelim. Hep birlikte indirelim eşyaları. Sen yine bir yirmilik verirsin. Maksat işin hızlı görülsün. -Tamam, dedi Bedir. Kuzeni pek anlamazdı bu işlerden. Hamalları peşlerine takıp evin yolunu tuttular. Yedi kişilik bisiklet grubu Akhisar ın düz sokaklarını kısa sürede geçip eve vardılar. Bir gözü kör olan hamal, Uğur Dündar ın programındaymış gibi girdi eve. Tüm odaların kapılarını tek tek açtırdı. Ev sahipleri üç parça eşya dedikçe o, odaları açtırmaya devam ediyordu: -Çekyat, televizyon? -? -Hımm.. Koltuk, radyo, ranza bir de çocuk? -Çocuk uyanacak şimdi yirmi dedik ya! Hamal kimseyi duymuyordu. Gözlerini havaya kaldırıp bir hesap yaptı. Ardından: -Yüz yirmiye olur, dedi. -Üç parça dedik, kardeşim evi taşı demedik ki! -Hayatta olmaz, yüz yirmiden aşağısı kurtarmaz. -Kalsın o zaman kendimiz indiririz, dedi Bedir. Beş hamal söylene söylene indi dördüncü katın merdivenlerinden. Bedir o sinirle kaptı buzdolabını. O da söylene söylene indi aşağıya. Az bir gecikmeyle tüm eşyalar kamyona yüklendi. Herkes kendine kamyonda bir yer buldu. Kimisi önde, kimisi arkada. Ardından yola koyuldular. Arabadaki eşyalar gıcırdadıkça Bedir in kuzeninin içi gidiyordu. Onun halini gören Bedir: -Abi, iki göç bir yangın demişler. Bu senin dördüncü göçün. Eşyalarının bu kadar kaldığına şükret. -Sen de bir evlen, o zaman görürüm seni bedir. Yol buyunca pek konuşma olmadı. Kısa sürede ilçeye varıp kuzeninin yeni kiraladığı evinin önüne yanaştılar. Ev asansörlüydü. Akhisar da iyice yorulan taşıma ekibi bu işe çok sevindi. Bedir, eski neşesini bulmuştu. Aras ın yanından ayrıldıktan sonra üzerine çöken durgunluk gitmişti. Kuzeni yukarıda, kuzenlerinin damadı kamyondaydı. Arada Bedir gidip geliyordu. Hem eşya taşıyor hem de ekibi güldürmeye çalışıyordu. Ara sıra Japon karatecileri gibi hııp deyip kolileri kaldırıyordu. Bir ara kuvvetli bir hııp deyip iki kişinin zor kaldıracağı bir sediri sırtına aldı. Dairenin girişine getirip bıraktı. Kuzeni de onun gibi hııp hııp dese de sediri yerinden oynatamadı. Bedir hııp deyip attı içeri sediri. Kamyondaki eşyalar azaldıkça Bedir in esprilerinin dozu arttı. Bir ara asansörle aşağıya inerken kuzenine: -Kasabada Aras abi var ya! -Ne olmuş Aras abiye? -Çok hasta. -Yapma yahu, neyi var? -Renk vermemeye çalışıyor; ama durumu çok kötü. -Nasıl yani? -Çok zor nefes alıyor, sanki boğuluyor gibi. -Deme! -Dur bak göstereyim. Bedir, tıpkı Aras ın yaptığı gibi, ıhhh ıhhh diye inlemeye başladı. Kuzenine de: -Bana nasılsın diye sor, dedi. Kuzeni Bedir i o halde görünce nasılsın diye soramadan gülmeye başladı. -Hadi, ıhhh ıhhh nasılsın diye sor. -?. -Ihhh ıhhh hadi, nasılsın diyeceksin! -? Hacivat karagöz oyunu yarım kalmıştı. Kuzeni nasılsın diye soramıyordu. Bedir bu oyunda yalnız kalsa da kuzenine kızamıyor, onu güldürmüş olmanın tadını çıkarıyordu. Bu halde geldikleri kamyonun kasasındaki damatları da ?Nasılsın?? diye soramadı. Bedir kendi kendine sorup cevapladı o zor soruyu. -Nasılsın Aras Abi? -Ihhh ıhhh iyiyim, iyiyim ben. Kamyon kısa sürede boşaltıldı. Bedir ayrılırken : -Ev güzelmiş kuzen güle güle otur. -Sağ ol Bedir darısı başına. -İnşallah abi, ben artık gitsem iyi olur. -Ellerine kollarına sağlık Bedir, dayıma selam söyle. Bedir bu konuşmadan sonra kamyona binip oradan ayrıldı. Akhisar a gelince kasaba minibüsüne bindi. Minibüs kalabalık değildi. Bedir yorgun bir halde boş bir koltuğa oturdu. O anda uyuklamaya başladı. Gözlerini açtığında minibüs kasaba mezarlığının yanından geçiyordu. Bedir, mezarlığın girişindeki kalabalığı görüp sürücüye: -Bu kalabalık ne, kim öldü ki? diye sordu. -Aras öldü dedi sürücü. Bugün öğleden sonra öldü zavallı. Bedir in içine ateş düştü. ?Müsait bir yerde.? deyip indi araçtan. Sakin adımlarla mezarlığın yolunu tuttu. Bir yandan uykulu gözlerini ovuşturuyor bir yandan da: -İyiyim diyordu, iyiyim. Yoksa onunla bu kadar dalga geçer miydim?diye diye ilerledi. İçindeki pişmanlıkla cenaze alayına karışıp gözden kayboldu.
Bu yazı 867 kere okundu.
|