Kolay kolay kimseyle dalaşmam. Kavga ettiğim pek görülmemiştir. Bu yüzden senelerdir barışın simgesi olarak gösterilirim. Bu özelliklerimden gurur duyarım. Her yerde de söylerim. Bir de çevreci yönüm var. Sizler yağ üretebilmek için fabrikalar kurarsınız. Bense kendi kendime yaparım o işi. Beni hemen obez birine benzetmeyin. Bunca yaşımdayım, istediğiniz doktoru gönderin, incelesin. Bir gram fazla kilomu bulamaz. Cildim biraz buruşmuştur o kadar. Ee bunu da yaşlılığıma verin. Şimdi de yaşımı merak ediyorsunuz değil mi? Aslında son zamanlarda yaşımı söylemekten çekiniyorum. Ancak mademki söz açıldı söyleyeyim. Birkaç yüz yaşındayım. Bu cümleyi okurken birden gözlerinizin iyice açıldığını görür gibiyim. Haklısınız. Kendimi biraz daha tanıtsam iyi olacak. Ta küçük bir delice olduğum günlerden başlamalıyım. O zamanlar çok vurdumduymazdım. Dallarım çıkmış, çıkmamış hiç umurumda olmazdı. O zamanki adım, davranışlarımı ele veriyor zaten: Delice. Güzel günlerdi. Ne ürün verme derdi, ne kuraklık korkusu? Zaten eskiden havalar da böyle kurak değildi. Bir gün bir adam geldi yanıma. Önce bir güzel budadı beni. Deli dolu dallarımı bir bir kesti. Sonra gövdeme bir aşı yaptı. Bilirsiniz aşıyı. İşte ne olduysa o aşıdan sonra oldu. Her yıl insanlara siyah siyah zeytinler vermeye başladım. Topraktan aldığım suyu ve gıdayı yağa çevirdim. Ne duman, ne is, ne pas? Tabii ki size de tanelerimi taşların arasında ezmek düşüyordu. Bir de beni hasat sırasında suç işlemiş gibi dövmeniz? Onca sopayı yedikten sonra üzerimdeki tüm zeytin tanelerini dökerdim. Bir sonraki yıl daha az dayak yemek için daha az ürün verirdim. Yerim güzeldi, havadardı. Toprağım süzekti. Hiç eksik olmayan rüzgâr çiçeklerimin kavrulmasını önlerdi. Hemen aşağılardan bir nehir geçerdi. Bazen yağmur sularıyla coşan bu nehir benim olduğum yerlere kadar yükselirdi. Hiçbir kış beni alıp götüremedi o nehir. Birkaç deliceyi söktüğünü anımsıyorum hayal meyal. Ancak hemen üzülmeyin. Onlar da aşağılarda, nehrin sakin akmaya başladığı denize yakın yerlerde kendilerine yeni bir hayat kurdular. Günlerimin nasıl geçtiğine girmesem daha iyi olacak. Birkaç yüz yılın kaç gün ettiğini bile bilmiyorum. Neler yaşadığımı nereden bileyim? Şimdi hatırlıyorum da önce kağnılar geçmişti önümdeki toprak yoldan. Sonra atlılar. Atlılardan bazıları benim gölgemde mola bile vermişti. Sevinirdim böyle zamanlarda. Çünkü gölgem makbul değildir. Atlılar daha çok çam gölgesini tercih ederlerdi. Bir zaman sonra hemen aşağılara bir demir yolu yapıldı. Buharlı bir kara tren gelip geçmeye başladı. Ne yükler taşıdı o tren! Kömürler, askerler, siviller? İnsanlar dalgın dalgın bakarlardı pencerelerden. O tren benim önümden geçerken hep düdük çalardı. Ben o düdüğü üstüme alır dallarımı sallardım selam olsun diye. Sonrasını daha hızlı geçmem gerekecek. Çünkü hangi arada kamyonlar, otomobiller, motosikletler geçmeye başladı anlayamadım bile. İşin içinde yaşlılık da var. Eh biraz da kuraklık? Tamam, köklerim derinde; ama bunca kuraklığa da dayanmak kolay olmuyor. ?Geldi mi üst üste gelir.? derler. Ben kuraklıkla uğraşırken araçlar daha bir vızıldamaya başladı karşımda. Dozerler geldi geçti. Asırların toprak yolu, sonranın şosesi, şimdinin asfaltı yetmez oldu araçlara. Ben çok savaş gördüm karşımdaki meydanda. İki ordunun birbirine girdiğini, askerlerin göğüs göğse çarpıştığını dün gibi hatırlıyorum. O savaşlarda onlarca, binlerce insan ölürdü. Ben hiç öleceğimi düşünmezdim. Bu yaşımda bile yüz yıl daha yaşarım, diyordum. Oysa daha bu sabah bir hızar biçti gövdemi. Başımda dolanan adam nereden öğrenmişse yaşımı hesaplamaya çalıştı gövdemdeki halkalardan. Bir iki kez saymayı denedi, karıştırdı. Sonra vazgeçti. ?Birkaç yüz!? dedim duymadı. Aceleyle kaldırdılar beni. Yol yapılacakmış. Araçlar yola sığmıyormuş. ?Binlerce yıldır sığıyordu ya!? diye bağırdım. Yine duyan olmadı. Kısa sürede yıllardır izlediğim kamyonlardan birinin kasasına yüklendim. Bir iki olay yaşayan ?Hayatımı yazsam roman olur.? diyor. Benim ki o kadar uzun boylu değil. Bir öykü olsa bana yetecek. Şöyle bir solukta okunacak, birkaç yüz yılı özetleyecek, bir de derdimi anlatacak bir öykü? Birkaç yüz yılı özetledim sayılır. Bir de derdimi anlatıp bitirivereyim şu öyküyü. Hem canım da çekiliyor damarlarımdan. Topraktayken şikâyet ederdim kuraklıktan. Meğer köklerimin hakkını yemişim. Beni ne yapar eder susuz koymazlardı. Oysa şimdi her geçen dakika kavruluyor damarlarım. Derdimi söyleyeyim de çekileyim aradan. İstiyorum ki en azından benim gibi asırlık zeytinleri gömüverin bir toprağa. İlle şehir meydanı olsun demiyorum. O kadar hatırım yoktur gözünüzde. Nemli bir toprak olsun yeter. Köklerim sağlamdır. Belki yine tutunurum hayata. Siyah siyah zeytinler veririm size. Topraktan yağ yaparım. Hem hasat zamanı yediğim sopalardan da şikayetçi olmam. Yeter ki toprakla buluşturun beni. Belki helalinden bir yüz yıl daha yaşarım. Hayatımın sebebi duble yola karşı?
Bu yazı 586 kere okundu.
|