Ne kadar kolay lakap takıyor şu insanlar. Hani yenilir yutulur bir şey olsa anlayacağım da Sülüklü de ne oluyor? Nasıl da sıkılmadan ismimin yanına yapıştırıveriyorlar bu sözcüğü. Kırgınım onlara. Buna rağmen bende kalsın diyorum büyüklük. Ses çıkarmıyorum. Bugüne bugün yaşanmışlıklar var. Nice sevdalıların buluşmasını sağladım. İnsanlar gün görmemiş sevda sözleri fısıldadılar yanımda. O kadar sesime rağmen kimseye bir şey demedim. Onlar hiç sıkılmadan yapıştırıverdiler Sülüklü yü. Ah bir yazabilsem! O zaman görürüm onları. ?Rezil ettin bizi? diye başımda toplanırlar hemen. Tıpkı eski günlerdeki gibi. Örneğin daha yaşlıları ?Sülüklü, ne gerek vardı o sayfaları açmaya? Torun tombalak sahibi olduk. Senin yaptığın iş mi şimdi? Hani o değil de ben öyle laflar edebiliyor muydum?? diye söylenirler. Alttan almam, ben de söylenirim o zaman. ?Öyle laflar edebiliyor muymuş? Ediyordun ya. Sülüklü diyen dilin, güzel laflar da ediyordu. Yoksa nasıl kandıracaktın köyün yarısının âşık olduğu Sarıkız ı?? Bazen her şeyi içime atmak istiyorum. ?Kendine de olsa açma artık bu konuları,? diyorum. ?Unut,? diyorum. Eskilerde kaldı o günler. Şimdi karışanın görüşenin yok, başında toplananın yok. Ama yapamıyorum işte. Geçmişim, lakabım gibi yapışmış belleğime. Önceleri künklerimde dolanan sülükler, şimdi belleğimin duvarlarında. Her biri ayrı bir anı olarak yapışmış, duruyor. Bir yanda terden köpürmüş atlara su veriyorum, bir yanda kırdıkları testinin dayağını yiyen çocukların seslerini duyuyorum. Yaşadım bunları. Ah nasıl yaygara koparasım gelirdi o çocukların sesini duydukça! Gece tütün kıranlar, radyoları açık değilse benim sesimi dinlerlerdi. Daha ötelerdeki ovaya bakıp dalar giderdim. Lüks ışıklarıyla sanal bir şehir kurardı tütüncüler. Gece birkaç koyun sürüsüne su verirdim. Salya sümük olurdu çoğu. Ben onlara sümüklü diyemezken sanki onlar Sülüklü diye melerdi, ya da ben öyle sanırdım. Şimdi ise çok eski bir zamanın hatırasıyım insanlar için. Kendi suyumdan beslediğim incir ağacı iyice kök saldı etrafımda. ?Sülüklü ye gölge de lazım.? deyip diktiklerinde nasıl da sevinmiştim. Saflık işte, yanı başına incir ağacı dikiliyor ve sen seviniyorsun. Zamanla değişiyor her şey. Önce tütün para etmez oldu. Sonra insanlar. Şimdilerde genç zeytin ağaçları kök salıyor önümdeki ovada. Benimse suyum kesildi. Kurudum. Hâlâ ?Sülüklü Çeşme? diyorlar bana. Bense Sülüklü den çok Çeşme den utanıyorum, akmamanın ezikliğiyle...
Bu yazı 664 kere okundu.
|