Neriman Kadın, bu evde yalnız yaşamaya başlayalı beş yıla yaklaşıyordu. Yol arkadaşı Rasim Bey, bir gün sessizce çekip gitmişti bu dünyadan. Bu tarihten sonra iyice üzerimize düşmüştü Neriman Kadın. Neredeyse bütün vaktini bizlerle geçiriyordu. Bizlerden birini eliyle tuttuğu gibi denizi gören balkona kurulurdu. Rasim Bey içeri almıştı balkonu. ?Dışarından gelecek hava olmaz olsun!? demişti. ? Yetişir toz toprak soluduğumuz. Balkonu içeri alalım da gözlerimiz kum dolmadan kaç yıl izleyebilirsek izleyelim şu denizi!? İşte o balkonda şimdi Neriman Kadın neredeyse bütün gününü geçiriyordu. Rasim Bey öldükten sonra Neriman Kadın ın bize düştüğünü söylemiştim değil mi? Değişik bir düşkünlüktü bu. İnsanın insana düşkünlüğünden farklıydı. Bizden en çok kimi severse onunla en az vakit geçirirdi. Biz buradan anlardık hangimizi en çok sevdiğini. Bir gün sıra bana geldi. Beni eliyle tutup balkona çıktı. Kaç zamandır bu anı bekliyordum. Neriman Kadın ın yanımıza her gelişinde: ?Acaba beni mi alacak?? diye düşünürdüm. Nedense bu güne kalmıştı bu buluşma. Beni neden daha önce almadığını hiçbir zaman öğrenemeyeceğim. Öğrenmek de istemiyordum aslında. İşte şimdi eliyle tutuyordu beni. Titrek, ince, kırış kırış eliyle. Bir kahvaltı sonrasıydı. Beni kaptığı gibi balkona yürüdü. Sanki adım atmıyor da ayaklarını sürüyordu. O sırada kapı çalındı. Benimle birlikte kapıya gitti. Gelen kapıcı: Bir isteğiniz var mı diye geldim, dedi. Oğlum, sana bir isteğim olursa haber veririm, dedim ya! Şey, Ayhan Bey giderken sık sık uğra da anama bakıver, demişti de? Sen bırak Ayhan ı, ihtiyacım olursa ben sana seslenirim. Ayhan, oğluydu. İstanbul da iş tutmuştu. Çok yoğun çalışıyordu. Geçenlerde nasıl olduysa bir toplantı için gelmişken anasına da uğramıştı. Kapıcıya biraz da para verip: ?Aman, anama sık sık uğra da ihtiyaçlarını gider.? demişti. Neriman Kadın yiyecekten, içecekten çoktan geçmişti. O artık ömrünün şu yalnız günlerinde oğul diyordu, torun diyordu o kadar? Yine ayaklarını sürükleyerek balkona geldi Neriman Kadın. Puslu denize baktı önce. Sonra gözlüğünü düzeltip beni okumaya koyuldu. Sayfaları bir bir çeviriyordu. Belli ki sevmişti beni. Saatlerce elinden bırakmadı. Sonraki birkaç günde sürekli okudu. Son bir iki sayfaya gelmişti ki kıyamadı beni bitirmeye. Belki de dimağında bıraktığım tadın keyfini çıkarıyordu. Arada bir kendi kendine ?Kitaplar olmasa?? diyordu. ?Ne yapardım o zaman? Kim çekecekti çocuklarımın bile çekemediği yalnızlığımın yükünü? Ya hayat arkadaşımın acısını kim bastıracaktı, acıma tuz basanlardan başka?? Neriman Kadın, mutfağa gitti. Soğuk bir bardak su içti. İçinde büyük bir sıkıntı vardı bugün. Bu sıkıntılı duygularla balkona geldi. Kalan son sayfamı okudu. Artık beni bitirmişti. Üzerinde bir kitap daha bitirmenin mutluluğu vardı. Çevirdi yazarıma bir daha baktı. Sonra elleri gevşedi birden. Beni yere attı. Oysa hiç birimize bunu yapmazdı. Ben kızacak oldum. Ancak o kadar vakit bulamadım. Baktım ki o da geldi ardımdan. Sandalyesinden kayıverdi. Küt diye düştü yanıma. O gün kapı zili bir iki kez çaldı. Kapıcı: ?Bana kızdı da kapıyı ondan açmıyor.?diye düşünüp üstelemedi. Akşam telefon çaldı. Arayan oğlu Ayhan dı. Telefon açılmayınca oğlu da: ?Anam uyumuş olmalı.? diye düşündü. Neriman Kadın gerçekten de derin, sonsuz bir uykuya dalmıştı. Öylece yattı iki gün. Sonra anlaşıldı işin iç yüzü. Herkes son görevini yaptı büyük bir ciddiyetle. Birkaç zaman evde büyük bir sessizlik oldu. İnce, sinsi bir toz üzerimize sindi. Aradan birkaç ay geçmişti ki evin oğlu geldi. Ardında eskiciler, hamallar? Yılların izini taşıyan eşyalar bir bir çıktı evden. Bizimle ilgilenmedi eskiciler. Onca eşyadan sonra salonun ortasında yığılı vaziyette kaldık. Şömineye baktı genç adam. Bizi yakmayı kendine yakıştıramadı. Kapıcıya: ?Bunları çöpe at!? da diyemedi. Çaresiz bizi kendisi indirdi aşağıya. Kaç kez daireye girip çıktığını hatırlamıyorum; ancak onu epey terlettik. Aracının bagajının büyüklüğü, bir kitaplık dolusu kitabı sığmasından belliydi. Sonra kapak kapandı. Yola çıktık. Dışarıdan korna sesleri, bağrışmalar, ara sıra da küfürlü söz dalaşları duyuluyordu. Ne kadar dönüp dolaştığımızı hatırlamıyorum. Bundan sonraki hayatımızın böyle geçeceğini düşünmüştüm. Ancak birden kapak açıldı. İçeride raflar dolusu kitap olan bir sahafın önünde durduk. Sahaf, şaşkınlığını belli etmese de fal taşı gibi açılan gözleri onu ele verdi. Daha önce hiç kimse ona bir bagaj dolusu kitap getirmemişti. Buna rağmen isteksiz göründü. Genç adama dönüp: ?Satışlar düşük, kimsenin kitaba baktığı yok; ama madem buraya kadar gelmişsin alalım artık.? dedi. Genç adam, bir sahafa getirmişti bizi. Oysa bir okula götürseydi de bıcır bıcır ellerde okunsaydık fena mı olurdu? Parasından olmadığını adım gibi biliyorum. Çünkü sahaf utanmasa adamdan kitaplarını aldı diye üstüne para isteyecekti. Zorla bir on lira verdiğini sayfalarımla gördüm. O para bizi getiren son model arabanın tekerleğini bir tur bile çeviremezdi. Artık bir sahaftaydık. Neriman Kadın la yollarımız ayrılmıştı. Evin oğlu bizi bırakıp gitmişti. Bu kitap kokulu sahafta dükkân sahibi dışında bir de müşteri daha vardı bizi bırakılırken. Bu genç müşteri tüm olanları başından beri izledi. Hatta Neriman Kadın ın oğlu Ayhan, bizi satıp gittikten sonra raflara yerleştirilmemiz için yardım da etti. Bizleri, bizi getiren arabayı, sahafı süzüp durdu. Sanki bizim öykümüzü çözmeye çalışıyordu. Ben halden anlayan bu çocuğa Neriman Kadın, dedim; Rasim Bey, dedim; denize bakan bir balkon, dedim; sesimi duyuramadım. Yeni bir müşteri girdi dükkâna. Kibar bir kadın? Elleriyle kavradı beni. Güney Afrikalıymış. İzmir de çalışıyormuş. Babası Alman annesi İngiliz miş. Okumayı çok seviyormuş. Beni kasaya götürüp fiyatımı sordu. ?Yirmi? dedi sahaf. Kadın çıkarıp parayı verdi. Ardından beni koltuğunun altına sıkıştırıp cadden aşağı seğirtti. Sahaftaki genç çocuk ardımızdan bakıyordu. Ben son bir çırpınışla Neriman Kadın, dedim. Rasim Bey, dedim. Denizi gören bir balkon, dedim. Şimdi o adamın beni duyup duymadığını bilmiyorum. Tıpkı aynı rafı yıllarca paylaştığımız kitap arkadaşlarıma ne olduğunu bilmediğim gibi?
Bu yazı 547 kere okundu.
|