Deniz çarşaf gibiydi. Maho, tüm masaların örtüsünü sermiş, birkaç saat sonra denizin yorgunluğuyla aç bir halde masalara yığılacak müşterileri memnun etmek için her şeyi düşünmüştü. Peçeteler, servis tabakları, tuzluklar, kürdanlar hepsi yerli yerindeydi. Otel sahibi Maho yu işe girmek istediği ilk gün, önce bir süzmüş; sonra da memleketinden yeni gelişini, tecrübesizliğini sorun etmişti. Ancak Maho kendini kabul ettirmeyi bilmişti. İki aydır çalışıyordu Maho. Dışarı yansıtmasa da içinde yaşıyordu çelişkilerini. Memleketteyken kâğıt üzerinde bile göremediği kadın resimlerinin gerçekleri sere serpe karşısında duruyordu. Ne kadar istemese de gözünü onlardan alamıyordu. Maho kısa sürede alışmıştı bu yeni ortama. Artık, kuzey ülkelerinin güneşe hasret, sarışın vücutlu kadınlarının üstsüz güneşlenmeleri bile onun dikkatini çekmiyordu. Kendini işine iyice kaptırmıştı. Otel sahibi, Maho ya güvendiğinden olacak kahvaltıdan sonra ona otelin havuzunun barında görev vermişti. Burası rahattı, en azından güneş altında değildi. Kumsalda şezlong kiralamak ve kızgın kumlar üzerinde bir tepsi soğuk meşrubatla gezinmek hiç de kolay değildi. O, memleketteki arkadaşlarıyla telefonda konuşurken ?Yabancı kızlarla laflıyorum gün boyu.? diyordu. Karşısındakiler, kola, bira, su dedikçe siparişleri veriyordu. Laflaması bundan ibaretti. Maho bir sabah yine kahvaltı servislerini ayarlamış, sahile göz gezdiriyordu. O sırada bir köpek sahilde oradan oraya koşmaya başladı. Turist kızların çığlık atmaya başladığı bir anda Maho fırlayıp köpeği tasmasından kavrayıverdi. İyi tanırdı köpekleri. Çobanlık yaparken çok köpek gelip geçmişti elinden. Zerre kadar korkmazdı köpeklerden. Maho, sıkıca tuttuğu köpeği sürüklüyordu. Köpek, bir yandan hırlıyor, bir yandan da ayaklarını kuma saplayıp Maho nun işini zorlaştırıyordu. Bu sırada denizde yüzmekte olan biri seslendi: Evladım bırak köpeği, canını acıtıyorsun! İnsanlar rahatsız oldu da... Kimseye bir şey yapmaz benim Petruş um. Şey? Oğlum; başlatma şeyinden, rahat bırak Petruş u! Maho rahat bıraktı Petruş u. Adam kıyıya çıkıp yabancı dilde bir şeyler anlattı sahilde güneşlenenlere. Maho hayretler içerisindeydi. Az önce çığlığı basanlar sanki kendisini yalancı çıkarmak istercesine öylece susuyordu. Hatta bazıları, Petruş kendilerini koklarken bile ses çıkarmıyordu. Maho bu olaya kendini alıştırmışken denizdeki adam, ?Petruş? diye bağırdı. Köpek, bu çağrının ardından suya dalıp adamın yanına kadar yüzdü. Maho çarşaf gibi uzayıp giden maviliklere, sapsarı kumlara baktı, son olarak da köpeğin ardına takıldı kaldı gözleri. ?Vay be!? dedi içinden. ?Elin köpeğine bak, ne güzel yüzüyor.? diye düşündü. ?Deniz görmemiş bunca insanımız varken köpeğin denizin keyfini çıkarması ne tuhaf!? Maho, dalgın bir halde içeri girip günlük işleriyle uğraşmaya devam etti. Taşladığı sokak köpeklerini düşündü, ya da bir parça kemik için önlerinde sürüm sürüm sürünen köpekleri. Bir de Petruş a baktı. Nasıl da keyfini çıkarıyordu evcilliğinin. Köpeğiyle tatile gelen adamı ara sıra gözlüyordu Maho. Böyle nezih bir ortamda köpeğin oradan oraya gezmesini yadırgasa da pek renk vermiyordu. Çünkü otel sahibi de sevmişti Petruş u. Ona kalsa yemekleri ilk Petruş a koklatacaktı. Köpek sahibi neredeyse Petruş la aynı kaptan yemek yiyecekti. Bunları görmek delirtiyordu Maho yu. Her gün yeni bir macerası vardı Petruş un. Daha dün komşu sitelerden bir bayan, aynı cinsten bir dişi köpekle çıkagelmişti. Neymiş her yerde böyle güzel, bakımlı bir köpek denk gelmiyormuş. Eğer sahibi müsaade ederse Petruş u kendi köpeği Natali ile çiftleştirmek istiyormuş. Petruş un sahibi, köpeğinin kulağına eğilip: İyisin aslanım, bak geleli kaç gün oldu, benim siftahım yok. Seninse kısmetin ayağına geliyor, diye fısıldadı. Ardından köpeği getiren kadına dönerek: Tabii ki olur, neden olmasın. Seve seve? Teşekkür ederim, dedi kadın. Ben bir şey yapmadım, Petruş a teşekkür edersin. Ederim ederim, hele bir işini yapsın da? Kahvaltıdan sonra teşekkürü fazlasıyla hak etti Petruş. O gün daha bir neşeli oldu. Oradan oraya koşup durdu. Maho bu durumu bir yere kadar sineye çekti. Hatta bir iki sefer Petruş, bara girdiğinde: Ne o Petruş, bira mı istiyorsun yoksa? Efkâr mı bastı, diye takılmıştı da. Bir gün Petruş, otelin havuzunun kıyısında dolanmaya başladı. Maho nun gözü köpekteydi. Petruş, ayağını havuzun suyuna bir iki daldırdı. Arka ayaklarında birini kaldırıp havuza işaret koyacak oldu. Tam bu sırada Maho fırlayıp Petruş u ensesinden yakaladı. Bir yandan da: Yettin be! Nedir senden çektiğim? diye söyleniyordu. Petruş un sahibi bunu görünce elindeki gazeteyi fırlatıp: Hey, bırak Petruş umu! Gel de bıraktır bakalım. Maho, gelen adama bir tekme savurup onu havuza gönderdi. Bir yandan da Petruş un boğazını sıkıyordu. Petruş, nefes nefese kalmıştı. Diğer çalışanlar yetişip Maho yu kollarından çekiştirdiler. Elleri bir kelepçe gibi yakalamıştı köpeğin boğazını. Köpek kıhhk, kıhhk diye sesler çıkarıyordu. Köpek sahibi, Maho nun üzerine atladı. Maho nun hiçbir şey umurunda değildi. Sayıklar bir vaziyette: ?Bu köpek ölecek!? diyordu. Köpeğin sahibi Petruş u çekti. Maho da bırakmayınca hep birlikte havuza düştüler. Maho hâlâ direniyordu. Ancak köpek kolay lokma değildi. Otelin sakin yaşantısı birden bire hareketlendi. Çevredekilerin yardımıyla Petruş kurtuldu. Kısa sürede ortalık sakinleşti. Her şey eskisi gibi devam etmeye başladı. Bir süre sonra Maho, elinde valiziyle otogara doğru giderken görüldü. ?Hem zaten sezon da bitiyor.? diye geçiriyordu içinden. ?O uyuz Petruş olmasa hiçbir sorun olmayacaktı. Seneye Petruş suz bir otel bulurum nasıl olsa. Şimdi bir an evvel kasabaya varayım. Kış boyu anlatsam ancak bitiririm yaşadıklarımı.?
Bu yazı 597 kere okundu.
|