Bora Bey, günün yorgunluğu ile koltuğa bıraktı kendini. Evde büyük bir sessizlik vardı. Hanımı tatili fırsat bilip çocuklarla annesinin yanına gideli iki gün olmuştu; ancak Bora Bey daha şimdiden evin o cıvıltılı, gürültülü halini özlemişti. Eli isteksizce kumandaya uzandı, kanalları gezinmeye başladı. Önce spor programları: Aleks in durumu, Emre nin transferi? Sonra daha ciddi haberler: İsrail in Gazze ye düzenlediği saldırılar, Irak ta patlayan bombalar? Kanallar arasında gezinirken Acun un yarışmasına takıldı gözü. ?İyi tuttu bu yarışma.? diye düşündü. ?Kahvehanelerde bile herkes bu yarışmayı izliyor. Eskiden firardaydı bu çocuk, hatta bir keresinde İspanya da bir boğa bunu önüne katmıştı da esaslı bir haber olmuştu. Ancak bu yarışma tuttu ya bir daha zor firar eder Acun.? Bu son cümleyi beğendi Bora Bey. Gülümsedi. En son, tartışma programlarından birine takıldı kaldı. Eskiden daha çok severdi tartışma programlarını. Ne zaman önemli bir olay olsa hemen konunun uzmanları bulunuyor, gece boyu tartışmalar yapılıyordu. Çoğu program da bir yere varmıyordu. Bora Bey, sıkılmaya başlamıştı tartışma programlarından. Bir hamle ile kapattı televizyonu. Gazeteye uzandı. ?Hazır çocuklar yokken rahat rahat okuyayım.? diyerek başladı ilk sayfadan okumaya. Başlıklar, televizyonda izlediği haberlere benziyordu. Arka sayfaları çevirdikçe gazetenin gazeteliği ortaya çıkıyordu. Bazı köşe yazarlarını özellikle severdi. İşte şimdi onlardan birini okuyordu ve daha şimdiden gülümsemeye başlamıştı. Bir fıkrayla başlıyordu yazı: *** ? Bir fizikçi, bir matematikçi, bir kimyacı, bir jeolog ve bir antropolog dan oluşan bilimsel bir heyet; bazı incelemeler yapmak için, Anadolu daki ıssız bir köy kırsalında bulunuyorlarmış. Birden hava bozmuş ve bardaktan boşanırcasına bir yağmur başlamış. Bilimsel heyet de; kaça koşa yakındaki bir köy evine sağınmışlar. Tanrı misafirlerinin evine doluştuğunu gören Memiş Ağa, kendilerine bir şeyler ikram etmek için hemen komşulara başvurmaya gitmiş. Yağmurda kapağı, Memiş Ağa nın evine atan bilim heyetinin dikkati, odadaki sobanın üstünde toplanmış. Soba, altına yerleştirilmiş taşların üstünde, yerden yüksekte duruyormuş. Bilim heyetinin arasında, sobanın neden böyle yerden yukarıda kurulduğu üstüne bir tartışma başlamış. Kimyacı: - Ev sahibi, demiş; sobayı yükselterek, kendi gövdesel ?aktivasyon? enerjisini azaltmak istemiş. Böylece daha kolay yakmayı amaçlamış sobayı. Fizikçi: - Yok, demiş; adam, sobayı yükselterek, sıcak hava dolaşımıyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş. Jeolog: - Unutmayalım ki, demiş; burası ?tektonik? bir hareketlilik bölgesi. Adam, sobayı taşların üstüne kurarak; herhangi bir deprem sırasında, taşların üstüne yıkılmasıyla, yangın olasılığını azaltmak istemiş. Matematikçi: - Dikkat ederseniz, demiş; yükseltilen soba, geometrik bir merkezin içinde duruyor ve odayı dengeli ısıtma olanağı sağlıyor. Antropolog ise: - Bana göre; demiş, adam, ilkel toplumlarda görülen ?ateşe tapma?nın, daha hafif bir biçimi olan ? ateşe saygı? nedeniyle sobayı yukarı kurmuş. O sırada Memiş Ağa gelip girmiş içeri. Ve hemen ona sormuşlar: Sobayı neden yükseğe kurdun? Memiş ağa: Boru yetmedi de ondan, demiş. *** Gazeteyi kapattı Bora Bey: ?Ha yaşa be Memiş Ağa? dedi gülümseyerek. ?Tartışmaları neden sevmediğimi daha iyi anladım şimdi. Bizim televizyonlar bu fıkrayı okursa Memiş Ağa nın peşine uzman diye düşerler mi acaba?? diye düşündü. Gülümsedi. Ardından televizyonu açtı. Önceki tartışma programı devam ediyordu. Ninni niyetine mırıltıları dinleyerek uykuya daldı yorum yorgunu Bora Bey.
Bu yazı 548 kere okundu.
|