Aykut, telaşla asansöre bindi. Katlar bir bir geçiyordu. Dört, üç, iki, bir. İşe geç kalma telaşındaki Aykut, inerken aynada saçını başını düzeltti, gözlüğünü biraz yukarı kaldırdı. Tam asansörden çıkıyordu ki yeniden dördüncü katın yolunu tuttu: Hay Allah, kapıyı kapattım mı ki? Yukarı çıkınca gördü ki kapıyı kapatmıştı. Tıpkı dün, ondan önceki gün ve daha önceki günlerde olduğu gibi. Yine de her seferinde gidip yokluyordu. Geçenlerde başlarına gelen bir olay yüzünden annesindeki takıntılar onda da başlamıştı. Annesine ne kadar çok kızardı. Tam at arabasına binip de tarlaya gidecekken: Oğlum koş da ocağa bir bakıver, yemeğin altını söndürmüş müyüm? Her seferinde ocağın altı sönmüş olurdu. Annesi daha onlar dünyada yokken bir gün tüpte kısık ateşte unuttuğu bir tencere pilavı tarla dönüşü kömürleşmiş bir halde bulunca içine yerleşmişti bu şüphe. Belki de bir güvensizlik? Bir daha da çıkmamıştı. Neyse ki Aykut u büyümüştü de ona kontrol ettiriyordu. Zavallı Aykut, diklense de ister istemez gidip gözleriyle görürdü ocağın kapalı olduğunu. Sonra büyüdü Aykut. Kendi evini kurdu. Bir gün parktan geldiğinde evinin kapısını ardına kadar açık buldu. Birden kanı dondu: Hırsız, dedi hemen yanında korkuyla bekleşen çocuklarına ve eşine. Hırsız bu, sakın içeri girmeyin, beni bekleyin. Köşelere saklana saklana yokladı evini. Salon temiz, yatak odası da öyle, çocuk odası da? Sonra kapıda bekleyen çocuklarını ve eşi Akasya yı aldı içeriye. Meğer hırsız falan değilmiş, kapıyı açık unutmuşlar. Evden en son Aykut çıkmıştı. Eşi Akasya Hanım, durumun ciddiyetiyle: Adam sen delirdin mi? Ya altınlar çalınsaydı? Bu sözler ağırına gitti Aykut un. Üstelik Akasya haklıydı. Ya tüm sermayeleri olan yastık altı altınları çalınsaydı. O gün içine bir kurt düştü Aykut un. Bir daha da çıkmadı. Artık yaptıklarından emin olamıyordu. Aynı annesi gibi olmuştu. Evden ailecek her çıkışlarında geri dönüyor kapıyı yokluyor, üstüne üstlük kapıya omuz atıyordu. Evet, kapı kapalıydı. Akasya Hanım ın yanına gelince: Kapalıymış, diyordu. Akasya Hanım: Ne sandın ya, tabii ki kapalı olacak, kendine inanmıyorsun da bana da mı inanmıyorsun. Bak bu hallerin yüzünden takma sakal yaptıracağım kendime. Bu durum Aykut un da hoşuna gitmiyordu. Sadece evle kalmıyordu çünkü bu şüphe. Artık arabanın kapısını da yoklamaya başlamıştı. Ancak Akasya Hanım ın eleştirilerinden korktuğu için: Arabada bir şey unutmuşum, diyordu. Yine mi? Hemen gelirim! Akasya Hanım, bir köşede beklerken arabanın kapısını açıp bir şey alıyormuş gibi yapıp kapıyı kapatıp geliyordu. Ancak kapıyı açtığı için içindeki ses haykırıyordu: ?Yoksa kapı açık mı kaldı?? kendini sıkıp Akasya yla giriyordu kafeteryaya. Akasya Hanım: Canın sıkkın, ne düşünüyorsun? diye sorunca ?Kapıyı?? diyemiyordu Aykut. ?Kalkalım artık.? diyordu. Oysa ?Gel biraz hava alalım.? diye eşini çağıran da oydu. Aykut, yalnız Akasya dan değil artık mahalleliden de çekiniyordu. Arabanın kapısını aç kapa, aç kapa yapıyor; ikna olmuyor ille kilit düğmesini görebilmek için miyop gözlerini kısıyordu. Bu arada balkonları da gözlüyordu. ?Bir de mahalleliye rezil olmayalım.? Zaman içinde Akasya bu işten bıktı. Aykut, iyice yaşlanmış artık kapı kontrollerini çocuklarına yaptırmaya başlamıştı. Çocuklar bin nazla da olsa kapıları yokluyorlardı. Onlar da bu şüphecilik oyunundan bıkmışlardı. Bir gün Akasya, arkadaşına dert yanıyordu: Ay bıktım artık bu adamın şüphelerinden. Ne oldu ki? Daha ne olsun? Kapanmayan kapılar canıma yetti artık. Benim bir tanıdığım da senin adam gibiydi. Eee? Bir psikologa gitti, şimdi çok iyi. Adam neden daha önce gitmedim diye yazıklanıyor. Akasya, o gün arkadaşının sözünü ettiği psikologun adını adresini aldı. Durumu ilk fırsatta Aykut a açınca: Ben deli miyim? dedi, Aykut. Ne işim var psikologda? Takıntım var güzelim. Takıntı değil o emniyet. Bıktım ben böyle emniyetten, ne olacaksa olsun! Öyle deme güzelim, tedbir. Of! Bıktık senin tedbirinden, kurtuluşun yok, o psikologa gideceğiz. Bak Akasya söz, bir daha kapı kontrolü yapmak yok. Bana bir şans ver. Peki, güzelim, bir haftan var. Eğer bir kere bile kapı yokladığını görürsem soluğu psikologda alacağız. Tamam, Akasya Birkaç gün iyi gitti. Aykut, kapattığı kapılara dikkat ediyordu. Ancak üçüncü günde aceleyle indiler arabadan. Akasya ile bankada işleri vardı. İçeri girip sıra aldılar. Tam o sıra ?Kapı!? deyip fırladı yerinden Aykut. Akasya, bir lades oyununu kazanmış gibiydi. Bankadaki işlerini hallettikten sonra arabaya binince: Hadi hayatım, çek bakalım psikologa. Ama güzelim kapı gerçekten açıktı. Ben anlamam, arabaya gittin mi gitmedin mi? Peki peki, gidelim dedi Aykut. Psikologun ofisinin olduğu apartmanın önüne gelmiş, dört kat tırmanmışlardı ki Aykut: Ben şimdi geliyorum, diyerek merdivenlerden aşağı koşmaya başladı. Güzelim nereye? Şimdi gelirim, kapı açık kaldı galiba...
Bu yazı 486 kere okundu.
|