Demir, birçok başarı kazanmasına rağmen bir o kadar da talihsizlik yaşayan biriydi. Daha küçük bir çocukken eline ütü yapışmıştı, önlüğüyle okuldaki çam ağacına asılı kalmıştı. Üniversite sınavında otuz beş yerine yirmi beş yazınca sınava İzmir yerine Erzurum da girmek zorunda kalmıştı. Ara sıra söz açılınca: ?Yahu benim başıma gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi.? diye söylenirdi. Batıl inançları olmamasına rağmen kurşun da döktürmüştü, tuz da dağıtmıştı. Hayatında bir değişiklik olmamıştı. Üniversite yıllarında ailesi kendini biraz zorlayıp ev tutmuştu Demir e. Demir, kiraya destek olsun diye bir de ev arkadaşı bulmuştu kendine. Arkadaşı iyi çocuktu; ancak Demir de şans yok ya ikinci yıl ev arkadaşı tuttu eve köpek getirdi. Demir, arkadaşı hatırına ses çıkarmadı köpeğe. Bir gün Demir, evden aceleyle çıktı. Ev kirasının o gün mutlaka ödenmesi gerekiyordu. Sehpanın üzerine iki yüz mark bıraktı. Derin uykudaki arkadaşına: ?Kiranın yarısını bıraktım, üstünü tamamla da ödeyiver, ev sahibini biliyorsun...? diyerek evden çıktı. Durağa yaklaşmıştı ki ödevini unuttuğunu fark edip geri döndü. Merdivenleri koşarak çıktı, eve girdi. Arkadaşının köpeği Caş, uyanmış, sehpadaki paraları yiyordu. Paraların en büyük paçası ceviz kadar kalmıştı, o parçalar da salya sümük... O anda Demir in faralyalar attı. Eline ne geçirdiyse köpeğe fırlatmaya başladı. Arkadaşı sese uyanıp da araya girince kurtuldu hayvan. Demir, yaşı ilerledikçe bu sakar haliyle yaşamaya alıştı. Eş dost da boş durmayıp lakabı yapıştırdı: Sakar Demir. Ayrıca çevresindekiler ondaki sakarlığı bildikleri için ona pek dalaşmazlardı. ?Sakar Demir? demeleri arkasındandı. Demir in çoluk çocuğa karışalı çok olmuştu. Çocukları bile onun sakarlığını keşfetmişlerdi. Feribota mı binilecek: ?Baba sen öndeki feribota bin, ne olur!? diye takılırlardı ona. O, mutfaktayken kimse mutfağa girmezdi. Gel zaman git zaman yalnızlığa sürüklendi Demir. Hanımı, çocukları alıp da gezmeye giderken: ?Neme lazım, başımıza iş açmayalım. Sen evde kal ya da kahveye git!? diyordu. Yine böyle bir akşamda eşi, çocukları ile birlikte kayınvalidesine gitmişti. Demir, bir yandan gazetesini okuyor bir yandan da televizyonu izliyordu. Kendine koca bir demlik de çay demlemişti. Tam ilk bardağı dolduracağı sırada ?Güm? diye bir sesle ev sarsıldı. ?Hay Allah, daha hiçbir şeye dokunmadım, vallahi ben yapmadım!? diye söylene söylene balkona çıktı. Evin çatısında bir minibüs... ?Bu da oldu sonunda!? dedi Demir. Mahalleden arkadaşı olan Ahmet usta: ?Demir, sen şansız adamsın, senin evle yol arasında kot farkı var. Tabii senin kendi kot farkın da cabası... Gel senin bu çatıyı çelikten yapalım.? deyince ustayı dinlemişti. Usta işini bitirince: ?Demir, çatı adın gibi oldu. Değil minibüs kamyon düşse bir şey olmaz. Demir, başını uzatıp çatıya baktı. Çatıya bir minibüs uçmuştu, daha doğrusu konmuştu. Yan yatan araçtaki adam, pencereden dışarı çıkıp: ?Abi, kusura bakma, vallahi nasıl oldu anlamadım.? diye hayretini dile getiriyordu. Demir, adama seslenip: ?Gel gel korktun sen. Gel bir soluklan.? Adam şoktaydı. Durup durup: ?Vallahi nasıl oldu anlamadım.? diyordu. Demir, adamı sakinleşmesi için içeri çağırdı. Adam: ?Araba?? deyince: ?Meraklanma, belediye birazdan yanlış parktan kaldırır onu. Gel bir çay iç, bak yeni demledim, şansın varmış.? ?Şans deme abi ya, ne şansı?? ?Oğlum sakin ol, beterin beteri var. Gel otur şöyle.? Adam gösterilen koltuğa oturur oturmaz: ?Vallahi nasıl oldu anlamadım.? cümlesini tekrarladı. ?Bilirim, bilirim.? dedi Demir. ?Bazı şeyler öyle ansızın olur, insan nasıl olduğunu anlamaz.? ?Bilir misin?? dedi adam. ?Bilmem mi?? dedi Demir. ?Olur, böyle şeyler sıkma canını.? İlk çaylar içilmiş, adam sakinleşmeye başlamıştı. Demir, ikinci bardakları doldurmak için çaydanlıkları kaptı geldi. Ayağı yerdeki halıya takılınca bir çaydanlık su adamın üzerine döküldü. Adam, feryat figan bağırmaya başladı. Bu kez de Demir: ?Nasıl oldu anlamadım?? demeye başladı. *** Ambulansla gelen sağlık görevlileri: ?Yahu bu adam çatıya mı düştü, çaydanlığa mı? diye merakla sorunca: ?Nasıl oldu anlamadık.? yanıtını aldılar. Bir gün sonra Demir, hastanede tepeden tırnağa taramadan geçti. Meğer gözleri iki buçuk numara miyopmuş. Doktora: ?Bu nasıl iş doktor bey?? diye sorunca: ?Demir Bey, biz nelerle karşılaşıyoruz, göz başka organlara benzemez. Ağrısı sızısı pek olmaz. Ben meslek hayatımda bir gözü görmeyen; ama bunun farkında olmayan elli yaşında insanla bile karşılaştım. Size verdiğim gözlükleri kullanın, sakarlıklarınız azalacaktır.? Demir: ?Çok sağ olun doktor bey!? deyip çıkıyordu ki üzerinde gözlük camları bulunan sehpayı devirdi.? Demir: ?Nasıl oldu anlamadım, doktor bey.? dedi. Doktor: ?Miyopluktan, miyopluktan...? dedi. Demir, sakin sakin çıktı hastaneden. Gözlükçünün yolunu tuttu. İçinden de söyleniyordu: ?Yahu bir olay olur insanların kafasına dank eder, ben çatıya minibüs düşene kadar bilemedim miyopluğumu. İyi oldu bu minibüs işi de adam haşlanmasa daha iyi olacaktı.?
Bu yazı 615 kere okundu.
|