Çocuk parkına bitişik caminin saçaklarındaki güvercinler, kümeler halinde inerek Çitlek Neriman ın yediği çerezlerin kabuklarını gagalıyordu. Çitlek Neriman, bir değirmen gibi öğütüyordu çerezleri. Yanındaki Aysun Hanım da ara ara uzanıp Çitlek Neriman ın kucağındaki poşetten çerez alıyordu. Çitlek Neriman, az ilerdeki salıncaklara baktıkça çocuklarını göstererek gururlanıyor, yanındaki Aysun a: Kız görüyor musun, aynı benim gibi çerez yiyorlar, diye övünüyordu. Görmem mi Neriman, gören kar yağıyor zannedecek, baksana çerez kabukları havada uçuşuyor. Çitlek Neriman, çocuklarının çerez kabuklarını yere attıklarını görünce: Oğlum boynunuz devrilsin emi, ziyan etmeyin kabukları! Diye gürledi. Ardından önündeki kovayı göstererek: Bu kovayı boşuna mı getirdik? Çocuklar bu gök gürültüsünün ardından yağmur geleceğini bildiklerinden koşarak annelerinin yanına gelip terli avuçlarındaki çerez kabuklarını kovaya atıp geri gittiler. *** Çitlek Nerimanlar, kömürü tutuşturmak için oduna para vermezlerdi. Ailecek o kadar çok çerez yerlerdi ki bazen kendilerinden artan kabukları komşulara bile verdikleri olurdu. Çitlek Neriman, kendini bildi bileli böyleydi. Bu çerez hastalığı annesinden ona geçmişti. Zavallı annesi bu yeteneğini değerlendirememişti; ancak kızı Neriman yeteneğinden son damlasına kadar yararlanıyordu. Ülke çapında çerez yeme yarışmalarında başarılı olmuştu. Yakında yurt dışı yarışmalarına da gideceği söyleniyordu. Aslında daha önce birkaç kez yurt dışına çıkmıştı; ancak o zaman gösteri amaçlı gitmişti. Yabancı televizyon kanallarında kişiye özel yetenekler bölümünde çıkmıştı. Çereze alışkın olmayan bir ülkede program sunucusu Çitlek Neriman ile çerez yeme yarışına girince boğazına kılçık saplanmış gibi kıvranıp durmuş, ölüm tehlikesi atlatmıştı. Hal böyle olunca yurt içi kadar yurt dışında da tanınmıştı Çitlek Neriman. Arkadaşları sordukça: Ne diyorsun kızım, royterse bile haber oldum ben, diyordu. Tabii bu değirmenin suyu nereden geliyor? Diyenleriniz de olacaktır. Çitlek Neriman, çereze para vermezdi. Ona çerez firmaları destekleyici oluyordu. Her ay onlarca çerez çuvalı gelirdi. Böyle günlerde konu komşu Çitlek Nerimanlarda toplanır, taze çerezlerin tadını çıkarırlardı. Çitlek Neriman, konuklar gelir gelmez odanın ortasına çamaşır leğenlerini getirirdi. Ortalık çerez kabuğu olmasın diye bulmuştu bu çözümü. Böyle akşamlarda yoldan geçenler çıtırtılardan anlarlardı çerez günü olduğunu. Bazen de meraklı anneler çocuklarına: Oğlum, git bak da gel, Çitleklerin evinden çıtırtı geliyor mu? Diye çocuklarını gönderirlerdi. Eğer çerez günü ise gelen çocuk daha sokağın başından duyardı çıtırtıları. Bazen konuklar da hırslanır Çitlek Neriman la yarışa tutuşurlardı. Bu yarışların küçük de olsa hediyeleri olurdu. Kazanan her zaman Çitlek ti. Hırslı kadındı Neriman. Çok sıkışırsa iki eliyle çerez yiyordu. İki eliyle yemesine itiraz eden olursa: Kızım tutan mı var, sen de avuçla ye, ancak sonrasına karışmam ha? Bu sırada kahkahalar kopardı kalabalıktan. Çünkü daha önce bunu deneyenlerin sağlık sorunları yaşadıklarını herkes bilirdi. Çitlek Neriman, şimdilerde yarışmaları azaltmıştı. Daha çok gösteri amaçlı programlara çıkıyordu. Soranlara: -Yetişir yarıştığım, bendeki kupalar bana yeter. Hem kazanacağını bile bile yarışmak insanı sıkıyor, bundan sonra belki bir iki yurt dışı yarışı o kadar. Bunun yanında çocuklarını da bu konuda yetiştiriyordu. Oğluna şimdiden okulda çitlek lakabı takılmıştı bile. Annesi bir çalıştırıcı olarak ona çerez yemenin inceliklerini öğretiyordu. Kızı ile ne kadar uğraştıysa da başarılı olamadı. Kızı babasına çekmişti. Annesi bunca yılda kızına ancak çerez sesinden nefret etmemeyi öğretmişti. Kocası ise çerez sesine dayanamıyordu. Evde çerez partileri olduğu günlerde kahvehanede alıyordu soluğu. Bazen kâbuslar görürdü. Rüyasında çerez çıtlamaları sanki onun vücudundan parçalar koparıyormuş gibi gelir, ter içinde uyanıp Neriman uyurken görünce rüya gördüğünü anlar, yeniden uykuya dalardı. Çitlek Neriman şimdilerde daha çok parklarda vakit geçiriyordu. Hem eğleniyorlar hem de oğlu Çitlek Ömer i yetiştiriyordu. Yeni yarışmalarda kurallar da değişmişti. Eski yarışmalarda rahat bir koltukta çerez yenirken şimdilerde salıncakta, bisiklet üstünde, ya da düz koşu yaparken çerez yemek gerekiyordu. Çitlek Neriman oğluna: Aslanım, sen korkma, ben sana hamutta bile çerez yemeyi öğretirim, diyordu. *** Uzun süreden beri parktaki bankta oturan Çitlek Neriman, toparlanınca eteklerindeki kabuklar yere döküldü. Caminin saçaklarından inen kuşlar o kabukların içini yemek için iyice yaklaştılar. Çitlek Neriman, yerdeki kabukları toplarken yanındaki Aysun a: Ziyan olmasın güzelim, daha kışın bitmesine çok var dedi. Aysun: Neriman, hava güzel biraz daha otursaydık Yok, kızım yok evde işim var. Çerez mi yiyeceksin? Yok, kupaların tozunu alacağım. Akşama bir çerez firması adına röportaja geliyorlar. Aysun, biraz da Çitlek Neriman ı poh pohlamak için: Kızım o kadar kupan var, silme işini yetiştirebilecek misin? Dedi İki yüz kupadan ne olur Aysun? Hem oğlum da yardım edecek, eli şimdiden alışsın kupa silmeye! Çitlek Neriman, çocukları ve Aysun Hanım, ellerinde içi çerez kabuğu dolu kovayla, çerez çitlete çitlete evlerinin yolunu tuttular. Çocuklar kabukları yere attıkça Neriman: Oğlum öğrenemediniz gitti, ziyan etmeyin şu kabukları! Diye söylenerek onların omuzlarına vuruyordu. Çitlek güvercinler çocukların yere attıkları kabukların peşindeydi. Bir gün sonra gazetelerde bir manşet: ?Talihsiz Gazeteci Çerez Yüzünden Hastanelik Oldu??
Bu yazı 681 kere okundu.
|