Kasabadaki evimiz cadde üzerindeydi. Geniş bir avlunun etrafında sıralanmış odalar, ortada yarım asırlık bir dut ağacı, köşede bir tulumba, bir kümes... Avlunun bir kapısı caddeye, diğer kapısı da evimizin arkasındaki bahçeye açılırdı. Yaz aylarında bu bahçede tütün kuruturduk. Kışınsa orası küçük bir gölet olurdu. Bu bahçe, Orta Mahalle dediğimiz sokağa açılırdı. Orta Mahalle, caddenin paralellinde beş yüz metre kadar uzar, sonra iki ucundan cadde ile birleşirdi. Biz çocuklar, ana caddeden çok Orta Mahallede vakit geçirirdik. Orta Mahalle, kasaba çocuklarının bilye oyun merkeziydi. Buraya kasabanın diğer mahallelerinden çocuklar da gelirdi. Sokak boyunca sayısız oyunlar kurulurdu. Bilye oynamak bizim için tutkuydu. Kış ise okul çıkışlarında, yaz ise tütün dizme işi bittikten sonra katranlı ellerimizle orta mahallede alırdık soluğu. Eğer bilyemiz yoksa bir bağımlı gibi evimizin çekmecelerinde bozuk para arardık. Tatil sabahlarında gün doğar doğmaz, kahvaltı yapmadan orada alırdık soluğu. Çoğu zaman ütülmüş olarak kahvaltıya dönerdik, tabii ki bahçe kapısından seslenen annemiz, sesini bize duyurabilirse. Bilye oynamak kadar oynayanları izlemek de keyifliydi. Bazı çocuklar özellikle iyi bilye oynardı. Ümit, Hüseyin, Berkant... Bu çocuklar soğukkanlı mıydılar, elleri mi titremezdi bir türlü bilemezdim. Biz bir iki bilyeyle uğraşırken onların poşetler dolusu bilyeleri olurdu. Hüseyin ve Ümit mahalle çocuklarının bilyelerini süpürdükten sonra kendi aralarında büyük oyunlar kurarlardı. Ellişer bilye dikip de oynadıklarında sokak enlemesine bilye ile kaplanırdı. Bu oyunların izleyicisi eksik olmazdı. Duvar dibine sıralanmış çocuklar gözlerini büyütmüş bir halde ışıltılı bilyelere bakarlardı. Bilye ustaları kendi aralarındaki hesaplaşmayı bitirdikten sonra yeni arayışlara girerlerdi. Onların ceplerinde şıngırdayan bilyeleri yutkunarak izleyen çocuklara ?iyilik? yapma zamanı gelmişti. Sırada bilye kapıştırma oyunu vardı. Bu iş, bir bakıma krize girmiş Orta Mahalle bilye piyasasını hareketlendirirdi. Bilye sahipleri ellerini ceplerine atıp çıkardıkları bilyeleri olanca güçleri ile uzağa fırlatırlardı. Orta Mahalle çocukları bir sığırcık sürüsü gibi o bilyenin peşine koşarlardı. Düşenler, ezilenler, cebini bilye dolduranlar... Kasabamızda o zamanlar kanalizasyon yoktu. Evlerin atık suları orta mahallenin kıyısındaki arklardan akardı. İşte büyük oyuncular oradan oraya koşmaktan tıkanan çocukları tam da oyunu bırakacakları sırada yeniden toparlayıp ellerindeki bilyeleri arkların içine atarlardı. Gözü kara çocuklar gagasını suya daldıran ördekler gibi kollarını bulanık suya daldırırlardı. Kolları ıslananlar, yüzüne çamur sıçrayanlar, suyun içine yuvarlananlar? Kış ise bu iş daha da zorlaşırdı. Buzlu suların içinde bilye arayanların elleri kıpkırmızı olurdu. Buna rağmen kızarmış avuçlarındaki bilyeleri sımsıkı tutarlardı. Bilye sahipleri şaka olsun diye suya taş bile atarlardı. Sudaki cup sesine odaklanan çocuklar ani bir refleksle kollarını daldırıp taşı bulunca hüsrana uğrarlardı. Bilye kapıştırma işinin ardından Orta Mahallede yeniden küçük oyunlar kurulurdu. Bilye kapamayanlarsa ıslak kollarıyla, annelerinden süpürgenin topuzuyla dayak yeme pahasına evdeki çekmecelere koşarlardı. Günün sonunda bunca olay yaşayan çocuklar evlerine dağılırdı. Önce bilyeler sayılır, kâr, zarar hesaplanırdı. Ardından halı üzerinde yarınki oyunlar için antrenman yapılırdı. Kasabadaki evimiz cadde üzerindeydi. Bahçe kapısı Orta Mahalleye açılırdı. Şimdi o kapının Orta Mahalleye değil de hayata açıldığını öğrenmiş bulunmaktayım
Bu yazı 562 kere okundu.
|