Ne zamandır karla kaplı kırların üzerinde uçuyordu. Yiyecek tek bir tohum bulamamıştı. En son, tehlikeleri göze alıp kasabaya girdi. Her zaman avlusunda ekmek kırıntıları yediği yaşlı kadının evine geldi. Yaprakları dökülmüş erik ağacına kondu. Evde mahşeri bir kalabalık vardı. Yere inmesi olanaksızdı. Yeniden havalandı. Kasabanın içlerine doğru ilerledi. Açtı. Bir yiyecek kırıntısına ulaşamıyordu. Oysa yazın ve son baharda böyle miydi? Küçük kanatlarını bir iki kere çırpsa hemen bir yiyecek deryasına ulaşırdı. Hele kasabanın etrafındaki ayçiçeği tarlaları? Ayçiçekleri olgunlaşıp da kafalarını eğmeye başladılar mı doya doya çitletirdi çekirdekleri. Korkuluklar umurunda olmazdı. Bazen onların üzerine bile konardı. Onlardan korkmamayı arsız kargalardan öğrenmişti. Böyle günlerde karnını doyurduktan sonra tarlaların alt kıyısında akan çaya gider, önce gümüşi sudan kana kana içer, ardından salkım söğütlerden birinin dalına konar ha babam öterdi. Ara sıra: ?Sefayı biz sürüyoruz, ağustosböceğinin adı çıkmış.? diye kendi kendine şaka bile yapardı. Kış bastıralı boğazından doğru düzgün bir şey geçmemişti. Bazen buz tabakasının altında bir tohum görür ne kadar uğraşsa da onu çıkaramazdı. Tohum oradaydı, görüyordu; ancak o buz yok muydu o buz? İşte bugün de o soğuk günlerden biriydi. Kırları dolaşıp kasabaya gelmiş umduğunu bulamamıştı. Yorgundu. ?Soğukta uçmanın keyfi bile yok.? diye geçirdi içinden. Derken bir kuş sesi duydu. Ses, aşağıdaki asırlık dut ağacının dalları arasından geliyordu. Feryat mı, yiyecek müjdesi mi, öylesine şakıma mıydı? O, ikinci ihtimale inanmak istedi. Kanatlarını kısıp alçaldı. Ağacın uç dallarından birine kondu. Dut ağacı bir evin avlusunun ortasındaydı. Görünürde insan yoktu. Sesin geldiği alt dallara doğru indi. Aşağılarda tellerin içinde bir kuş vardı. Bizimki kuşa baktı. İçerisi yiyeceklerle dolu olmasına rağmen kuş kendini oradan oraya vuruyordu. Bizimki, kafesin yan bölmesinde hazır bir sofra gördü. Yutkundu. Kafesin üstüne sıçradı. Küçük adımlarla sofraya yaklaştı. Kafesteki kuş daha sert bir şekilde kendini oradan oraya vurmaya başladı. Çırpındı. Bizimkinin gözü sofradaydı. Küçük ayakları ile yavaş yavaş yaklaştı. İçinden: ?Ne güzel bir sofra, tüneği bile düşünmüşler.? diye geçirip tüneğe sırçası. Tünek ayaklarının altından çekilen toprak gibi kaydı gitti. Pat diye bir sesle konuk odasının kapısı kapandı. Bu sesi önemsemedi. Küçük gagası ile yiyeceklerden yiyebildiği kadar yedi. Karnını doyurduktan sonra uçacak oldu. Bulunduğu yerin kapalı olduğunu fark etti. O da kafesteki diğer kuş gibi çırpınmaya başladı. Karnını doyurmuştu, ancak daha şimdiden özgürlüğe acıkmıştı.
Bu yazı 445 kere okundu.
|