Soma nın kenar mahalleleri yaklaştıkça evler seyrekleşiyor. Gözlerimi kömür tepeleri karşılıyor. Onların ardında dalga dalga dağlar... Sanki bu dağların üstünü biraz açsanız kömür çıkıverecek karşınıza. Tıpkı Sarıkaya da olduğu gibi? Sonra da yer değiştirip kaymağı alınmış yoğurt gibi kalacak dağlar. Bir süre ilerledikten sonra dozer uğultularının kapladığı bir boğaza daldık. Solumda Darkale Maden İşletmesi? Dönüp duran bantlar, metal iskelelerden bir yol bulup düşen işe yaramaz taşlar, bu maceranın sonunda da kamyona dökülen pırıl pırıl kömür? Kömürün kamyonlara dolması çok seyirlik bir durum. Ancak vardiyalarını bitirip de ocaktan çıkan işçileri simsiyah ve isli paslı bir halde görmek seyrin tadını kaçıyor doğrusu. Bisikletimin önündeki sepete yerleştirdiğim oğluma: ?Yoruldun mu babacığım?? diyorum. ?Ben yorulmam baba.? diyor üç yaşının peltek diliyle. ?Ben yoruldum.? diyorum. O, pek oralı olmuyor. Başını uzatmış ön tekerleğe bakıyor. Bense yorulan bacaklarımla yükleniyorum pedallara. Ayda yılda bir binmek yorucu oluyor şu bisiklete. Daha yolun başında tıkandım kaldım. Oysa Darkale köyüne daha çok yolumuz var. ?Hızlı gidelim baba!? diyor oğlum. ?Tamam oğlum.? deyip biraz hızlanıyorum. Dar bir vadide ilerliyoruz. Bir yakada çam ağaçları, bir yakada asırlık zeytinler... Asılıyorum pedallara son bir gayretle. Oğlum: ?Hıp tıs, hıp tıs!? diye bir ritim tutturuyor. Benim ritmimse nefesten. Son dönemeçten sonra yol düzeliyor. Çiçeğe durmuş ağaçlardan gelen hoş kokular, kuş sesleri, oradan oraya uçuşan kelebekler, aşağılardaki derenin şırıltısı baharın geldiğini iyiden iyiye gösteriyor. Burnuma dolan kokular, kışın duman solumaya alışmış genzimi yakıyor. Tıpkı yaraya dökülen oksijen gibi. ?Baba dinle!? diyor oğlum. Dikkatim bisiklette olduğundan neyi kastettiğini anlayamıyorum. Bir daha tekrarlayınca daldaki kanaryayı işaret ettiğini anlıyorum. Aynı sese odaklanıyorum: Çuf çuf çuf? Bir süre sonra yolumuz kör bir sokak gibi tükeniyor. Bir yakada kümelenmiş evler, diğer yakada mezarlık; yolun bittiği noktada asırlık bir çınar, onun ardında iki katlı Kırkoluk Camisi. Bu yapının alt katının duvarlarındaki kırk oluktan su akıyor. Suyun sesi, camiye bitişik kır kahvesinin müziği sanki. Darkale, birbirine bitişik evleriyle Soma nın en büyük dağına yaslanıp kalmış, yıllanmış bir köy. Yamaçtaki kır kahvesine yöneliyorum. Oğlum, kesme taşlardan yapılmış tarihi merdivenden çıkamıyor. Onu kucağıma alıp öyle çıkıyoruz. Koyu gölgedeki masalardan birine oturuyoruz. Kendime demli bir çay, oğluma da meyve suyu söylüyorum. Kahveciye kışın birkaç kez geldiğimi; fakat kahve kapalı olduğundan geri döndüğümü söylüyorum. O da: ?Kışın gelen az oluyor diye açmıyoruz.? diyor. Rüzgâr püfür püfür esiyor. Oğlum daha ilk yudumda sıkılarak: ?Bisiklete bakçam baba.? deyip korkulukların yanına gidiyor. Kahvede benden başka bir iki müşteri daha var. Kahveci beni hatırlamış olacak ki tekrar geliyor yanıma. Ona Musa Amca yı soruyorum. ?Öldü.? diyecek diye de ödüm kopuyor. Kahveci, Kırkoluk Camisini göstererek: ?İşte orada!? deyince rahatlıyorum. Miyop gözlerimi biraz kısınca caminin altındaki girintide oturan ak saçlı, yaşlı adamı görüyorum. Musa Amca yla geçen sonbaharda tanışmıştık. Madenden emekliymiş. ?Yirmi beş koca yıl!? deyip duruyordu. 1954 te girmiş, 1979 da emekli olmuş anlayacağınız. Adam boş biri değildi. Görmüş geçirmiş bir hali vardı. Ben de onu konuşturmak ve deneyimlerinden faydalanmak istiyordum. Kahvecinin de ondan aşağı kalır yanı yoktu. O da madende altı yedi ay kadar çalışmış, o dönemde madende birkaç ölümlü kaza olunca karısı: ?Bırak bu işi!? demiş. Hatta daha da ileri giderek: ?Ya ocak, ya ben!? diye diretmiş. O da ocağı değil karısını seçmiş. Oğlumun elinden tutarak Musa Amca ya doğru yürüyorum. Havuzun ardındaki sandalyelerden birine oturmuş, iki elini bastonuna kavuşturmuş. Gözleri kapalı. Uyuyor mu, kendi dünyasına mı çekilmiş belli değil. Bu manzara karşısında hissettiğim ilk duygu fotoğraf makinemi getirmemiş olmamdan kaynaklanan pişmanlık. Sonra da bir ikilem: Yaşlı adamı uyandırsam mı, uyandırmasam mı? İkilemimi oğlumun: ?Baba gidelim.? diye mızıklaması bozuyor ve Musa Amca nın da uyanmasını sağlıyor.
Bu yazı 546 kere okundu.
|