Kara Cemil, öfkeyle büyüyen gözlerini Asım Ağa ya çevirdi. Sazlardan derme çatma yapılmış çardağı göstererek: ?Saat dörde kadar aylıklar gelmezse bu çardağı içindeki tütünlerle birlikte yanmış bil!? deyip sürdürdü konuşmasını. ?Olmaz ki canım, bu çocuklar ne yer ne içer, hiç düşünmez misin? Madem durumun yoktu bizi bu çölden bozma tarlaya ne diye getirdin? Orta boylu, kır saçlı, gür sesli, sert mizaçlı Asım Ağa, Kara Cemil in konuşması bitence eliyle buğday tarlasını göstererek: ?Ekinleri görmüyor musun?? dedi sakin bir sesle. ?Bak bakalım bir karışı geçeni var mı? Ben de ister miydim böyle olsun? Buğdayları biçtirir biçtirmez verecektim aylıklarınızı. Gel gör ki elli teneke ektiğimiz buğdaydan ancak otuz teneke kalacak geriye. Bırak satmayı gelecek senenin tohumunu ayırırsak un yapacak buğdayımız bile kalmıyor. Kara Cemil, Asım Ağa nın sözünü bitirmesini beklemeden: ?Ben onu bunu bilmem Asım Ağa.? diye gürledi. ? Madem sermayen yoktu niye bizi buralara sürükledin?? Sert konuşma sırası Asım Ağaya geçmişti. ? Buğdaylardan umudum yok, kavunlar desen yandı, karpuzlarsa ölü doğan bebeler gibi hiç uyanmadı.? Asım Ağa nın sesi gittikçe gürleşiyordu. Hemen yan taraftaki tarla sınırına yönelip kurumuş otların arasındaki ölü tarlakuşunu ayaklarından tutarak: ?Buraya bak Cemil, söyle bu kuşu da ben mi öldürdüm? Şunu bil ki bende paran kalmaz. Aylıklarını en yakın zamanda alacaksın. Kara Cemil: ?Ben en yakın zamanı bilmem. Bu gün akşam dörde kadar geldi geldi, gelmedi ben yapacağımı iyi biliyorum.? Asım Ağa eskiden ortakçılarının bir yan bakışlarına bile maruz kalmadan her ihtiyaçlarını görürdü. Ancak şu günlerde durum çok farklıydı. Tuttuğu her şey elinde kalıyordu. Tulumbalar kuruyor, sular çekiliyordu. Yüz elli dönüm tarlada en az on beş tane artezyen deliği açmışlar; ancak bir bardak su bile çıkaramamışlardı. Buğday, kavun, karpuz gitmiş bir tek ortakçı olarak getirdiği Kara Cemil in ailesine ektirdiği tütün kalmıştı elinde. Tarla ve masraflar Asım Ağa dan hizmet Kara Cemillerden. Bu çalışma sonunda hasadın geliri de ikiye bölünecekti.Tütünler de zayıftı ya en azından zararı azaltacaktı. Kara Cemil: ? Anladın değil mi Asım Ağa?? diye üsteledi. ?Saat dörtte kadar maaşlar gelmezse bu çardağı yanmış bil. Asım Ağa: ?Bak Cemil, beni yeni tanımıyorsun. Seni daha önce de ortakçı olarak getirmiştim. Bende bir kuruşun kalmadı, bundan sonra da öyle olacak, celallenmenin anlamı yok.? Kara Cemil: ? Ben celallenmiyorum. Sadece maaşlarımızı getir.? diyorum. Asım Ağa, sonu gelmeyecek tartışmadan bıkmış bir halde sırtını dönüp ilerlerken kısık bir sesle: ?Akşama kadar aylıkların hazır.? dedi. Kara Cemil ?Dörde kadar.? deyince: ?Sözcükleri çiğnercesine: ?Akşama kadar.? deyip ilerledi. Asım Ağa, biçilme zamanı gelmesine rağmen bir karışı geçmeyen ekinlere baka baka ilerledi. Kara Cemil se duyulmayan şeyler mırıldanıp onun ardından bakıyordu. Neden sonra avucundaki kibrit kutusuna ilişti gözleri. Terden iyice ıslanmış bu kutu az önce Asım Ağa yı tehdit ederken kullandığı tehdit aracıydı. Kara Cemil, kutuyu kuruması için çardağın yakınındaki tandırın kıyısına bırakıp çardağa bitişik tütün tarlasını gezmeye koyuldu. Tarladaki yerden bitme tütünleri gördükçe bu yıl ortakçı geldiğine pişman oluyordu. Asım Ağa Akhisar da aldı soluğu. Birçok arkadaşının kapısını çalmasına rağmen istediği parayı bulamadı. Kara Cemil i tanırdı, gözünü kırpmadan yakardı tütünleri. Bu parayı bir şekilde bulmalıydı. Asım Ağa tüm çarelerini tükettikten sonra kendisine yakıştıramasa da Tefeci Zahit in yanına uğradı. Kasketli, kalın dudaklı, ince bıyıklı bir adamdı Tefeci Zahit. İnce bıyıkları aklaşmaya yüz tutmuştu. Tefeci, Asım Ağa nın mahcubiyetini görünce alttan aldı. Yanına gelen kişilere ?Hangi rüzgar attı seni demezdi.? Onları hangi rüzgarın attığını çok iyi bilirdi. Tefeci Zahit, piposundan derin bir nefes alıp yanında çalışan çocuğa: ? Oğlum koş bize iki çay getir!? diye seslendi. Ardından Asım Ağa ya dönüp: ?Ee Asım Nasılsın bakalım?? -Ne olsun be Zahit, ovanın durumu ortada. Vallahi attığımız tohumu bile geri alamıyoruz. Altmış yaşındayım böyle şey görmedim. -Doğru söylüyorsun Asım Ağa, ben de insanlara yardımcı olmaktan bıktım inan ki! Asım Ağa biraz da sıkılmış bir halde: -Öyle, diyebildi. Bu konuşmalar sürerken tavşan kanı çaylar gelmişti. Tefeci Zahit çayından höpürdeterek bir yudum aldıktan sonra: -Ne kadar lazım, diye sordu. Asım Ağa: -Yedi yüz yeter, tütün parasında ödenmek koşuluyla, dedi. Tefeci Zahit, elindeki senede iki bin yüz yazdı ve Asım Ağa ya imzalattı. Ardından hemen ardındaki çelik kasadan bir demet para çıkardı. Yedi yüz lira sayıp Asım Ağa ya uzattı. Asım Ağa desteyi birkaç bölüme ayırıp ayrı ayrı ceplerine yerleştirdi. Çayından bir yudum daha alıp kalktı. Akşama daha çok vardı ya ister istemez gözü duvardaki saate takıldı. Saat dördü geçiyordu. Sakin adımlarla kasaba minibüslerinin bulunduğu garaja geldi. Araç da kalmak üzereydi. Kısa süren bir yolculuktan sonra kasabadaki evine vardı. Eve iner inmez at arabasını hazırlayıp tarlanın yolunu tuttu. Tarlaya yaklaştıkça içinde bir sıkıntı belirmeye başladı. Son yokuşu çıkıp da tarladan yükselen kara dumanı görünce adeti olmadığı halde atına bir kırbaç vurdu. Tırıs giden at neye uğradığını şaşırıp dört nala koşmaya başladı. Kısa sürede tarlaya vardı. Bir yazın ürünü tütünler cayır cayır yanıyordu. Bir köşeye çökmüş olan Kara Cemil, Asım Ağayı görünce istifini bozmayıp: ?Dörde kadar Asım Ağa, dörde kadar.? diye söylendi. Asım Ağa biraz da küllenmiş olan ve buram buram tütün kokan ateşe yaklaşıp ceplerinde dağınık halde bulunan paraları bir araya topladı. Avuç dolusu parayı ateşin ortasına savurup: ?Akşama Kadar Kara Cemil, akşama kadar.? deyip at arabasına bindi. At arabası kara dumanları arkasında bırakıp ilerliyordu. Asım Ağa, yanan tütünlerden çok insanları düşünüyordu. ?Bu kuraklık insanların yüreklerini de mi kurutuyordu??
Bu yazı 942 kere okundu.
|