Kimi fesleğendir: Her zaman ?Aman da aman sevsinler!? modunda. Hep başını okşayan bir el olsun ister. Gelen geçen dokunur, şamar oğlanına döner de haberi olmaz. Kimi güldür: Dalında güzel olduğunu bilse de küsmez çiçeğini koparanlara. İçinde daha yeni, daha güzel çiçekleri olduğunu bilir ve yeniden açar. Kimi kaynanadili modunda: Veryansın eder gördüklerine. Aslında kolay değildir ağzında kaynanadiliyle konuşmak. Nihayetinde en başta kendisini kanatır o dil. Bense parmağını üst üste katlamış çocuk gibiyim. ?Küserim bak!? diye beklerim yapraklarımla. Belki kendimi koruma refleksi, belki de ezbere dokunuşlara olan öfkem. İlle dokunacaklar. Hiç mi çiçek görmediniz? Bahar size daha ne yapsın. Tarla tarla papatyalar, yol kıyılarında gelincikler, Isparta da gül bahçeleri, Istanbul da Boğaz a nazır erguvanlar. O değil, insanların beni kasıtlı küstürdüklerini düşüneceğim. İçlerinden, hatta dışlarından: ?A, bak gerçekten de küsüyormuş!? dediklerini duyar gibiyim. Hastalık hastası oldum. Sırf yalancı çıkmayasınız diye küsüveriyorum. Yaprak yaprak kasılıyorum önce. Damarlarımdan özsuyum çekiliyor. Sonra içe kapanma, baygınlık. Derken kendime geliyorum. Küstükçe rahatlıyorum. Bazen kendime bile küsüyorum. Bir süre küskün kalıyorum. Sonra kabuğundan kafasını çıkaran kaplumbağa gibi kendime gelip etrafı süzüyorum. Derken kendimle barışıyorum önce. Sonra benliğime dokunmayan herkesle. Bahçeye neşe geliyor. Diğer çiçekler, beni küstürmemenin yollarını arıyor. Ben fırsat bulursam küsüyorum. Küstümçiçeği olmuşum bir kere.
Bu yazı 434 kere okundu.
|