Bir bahçem yok. Tarlada, yol kıyısında, beton kaldırımdaki bir çatlakta tutunurum hayata. Beni bahçede görseniz de şaşırmayın. Rüzgârın jestidir mutlaka. Geniş bir tarladan alıp getirmiştir beni. İnsanların dünyasında, deniz kıyısında ?Falınıza bakılır, ağabey, abla!? diyen falcı kadın kadar yerim var. Ben daha sormadan ellerini uzatıp kıt kıt koparırlar yapraklarımı. ?Seviyor, sevmiyor; seviyor, sevmiyor?? Falları çıkmazsa, ortalığa yapraklarımdan kar yağar. Bir de falları çıkarsa? Bir telaş, bir heyecan. Sanki ben onlardan daha iyi bilecekmişim gibi. Olan bana oluyor. Yolunmuş tavuk gibi kalıyorum ortada. Bir bakış, bir gülüş, masum bir dokunuş faldan daha çok şey anlatmaz mı? Sonra düşünürüm. ?Acaba,? derim ?acaba, içlerindeki şüphe mi yolduruyor yapraklarımı? Ya da beni şahit mi yapmak istiyorlar sevgilerine? Birden ellerin uzanamadığı papatya tarlalarına gidiyor düşlerim. Bahar ortaları. Yağmurlar bol. Toprak nemli. Papatyalar dalga dalga. Derken el ele iki sevgili giriyor papatya tarlasına. Bizler çocuk gibi paçalarına dolanıyoruz. Uzanıp da fallarına bakmak akıllarına bile gelmiyor. Her şey ortada. Tam benim yanımdan geçerlerken usta şairin dizelerini fısıldıyorum onlara: ?Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da, Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. Bütün iş Tahir le Zühre olabilmekte, Yani yürekte?? Bir bahçem yok. Faldan başka bir iş gelmez elimden. Ancak yine de bilirim sevdanın yaprak koparmak kadar kolay olmadığını, bütün işin yürekte başladığını, yürekte bittiğini?
Bu yazı 433 kere okundu.
|