Haber Ara
Canlı Yayın
Gazeteler
Genel Editör
Yazarlarımız
Yeni Vatan
Özlem YILDIZ
|
|
Yeni Vatan |
Okay ve arkadaşları, günlerinin büyük kısmını kafesteki kuşla ilgilenerek geçiriyorlardı. Bazen kafesi avludaki dut ağacına asıyorlardı. Kuşun hareketlerinde hep bir tedirginlik, hep bir çırpınma vardı. Kanadındaki yara günler içerisinde iyileşmişti. Şimdilerde en büyük derdi kafesti. Bazen çıldırmışçasına kendini kafesin tellerine vuruyor, çırpınıp durdukça bu kafesten kurtulacağını sanıyordu. Gücü tellere yetmiyordu. Taşkın ve Işın, kafesteki kuşu hayran hayran izliyorlardı. Bazen ellerini kafesin telleri arasından uzattıkları oluyordu. Zavallı kuş böyle anlarda bir köşeye siniyordu. Günler geçtikçe Okay, bülbüle bir isim vermesinin iyi olacağını düşündü. İlk anda aklına pek kuş ismi gelmedi. Taşkın ?Kınalı?yı, Işın sa ?Yaralı?yı önerdi. Okay, vereceği ismin kafesteki kuşu yansıtmasını istiyordu. Aslına bakarsanız ciklemekten öteye gitmeyen bu kuşa içten içe kızıyordu. Bu yüzden ona vereceği isim bu durumu da yansıtmalıydı. Birkaç gün sonra sıkıntılı isim arayışları sona erdi. Okay, aradığını bulmuştu: Cikçi Bu arada kış soğukları iyice bastırmıştı. Okay, Cikçi nin kafesini akşamları depo olarak kullandıkları odaya asıyor, güneşli günlerde de dışarı çıkarıyordu. Okay, bir sabah Cikçi yi güneşe çıkarmak için depoya girdiğinde kafesi yerde buldu. Evin kedisi Tekir, kafesin başındaydı. Okay ın içeri girmesine aldırmadan kafesin tellerini zorluyordu. Cikçi, alt üst olmuş kafesin içinde oradan oraya savruluyordu. Ortalıkta Tekir in yolduğu tüyler uçuşuyordu. Okay, Tekir e yaklaşıp avazı çıktığı kadar bağırdı. Tekir dört ayak üzerine zıplayıp depodan kaçtı. Cikçi bu olayın şokunu birkaç gün üzerinden atamadı. Artık cik bile demiyordu. Okay, annesinin de izniyle Cikçi yi akşamları kendi odasına almaya başladı. Bir kış akşamında, tüm ev halkı oturma odasındaydı. Cikçi nin kafesi de duvarlardaki çivilerden birine asılıydı. Tam bu sırada gök gürültülü bir yağmur başladı. Cikçi bunun da tedirginliğiyle kafes içinde hareketlendi. ?Belki de doğadaki yağmurlu günler hatırladı.? diye düşündü Okay. Bir ara gök gürledi, şimşek çaktı. Elektrikler kesildi. Okay ın annesi el yordamıyla mumu bulup yaktı. Ardından mumu kafesin hemen yanındaki rafa yerleştirdi. Cikçi, sakinleşmişti. Küçücük gözleriyle mumun alevine bakıyordu. Kafesin gölgesi karşı duvara yansımıştı. Cikçi hareket ettikçe karşı duvardaki gölge de hareket ediyordu. Bu sırada Cikçi karşı duvardaki gölgesi ile söyleşmeye başladı. Cik cik cik. (Dışarıda hayat nasıl?) Cikcik cik cik. (Ayçiçeği tarlaları, zeytinlikler?) Cik ciiiiik(Arkadaşlarım?) Cik ciiiiiik ciiiiiik! (Ya dalında öttüğüm gül ne yapıyor, salkımsöğütler? Gümüş rengi sular?) Vakit geçtikçe Cikçi coştu. Artık odadaki konuşmalar kesilmişti. Herkes Cikçi yi dinliyordu. Okay, Cikçi nin bu haliyle en iyi öten kanaryayı bile geride bırakacağını düşünüyordu. Yarım saat süren bu konseri elektriklerin gelmesi bitirdi. Tüm oda ışıl ışıl olunca Cikçi birden eski karanlığına döndü. Elektriklerin kesilmesi Okay a Cikçi nin çok iyi ötebileceğini göstermişti. Okay onu dinlemek istediği zamanlarda odasına geçip ışıkları kapatıyordu. Günler birbirini kovalamaya başladı. Avlunun ortasındaki dut ağacı yeşil yeşil filizlendi. Okay, Cikçi nin kafesini gündüzleri bu dut ağacına asıyordu. Cikçi öterken kendinden geçiyordu. Ara sıra ağacının üzerinden gelip geçen bülbüller yollarını değiştirip dut ağacına konuyordu. Onlar da Cikçi ye eşlik ediyordu. Hatta bir seferinde Okay gözlerine inanamadı. Bir bülbül hiç çekinmeden Cikçi nin kafesinin üzerine konmuş, ötüyordu. Okay, Cikçi sayesinde kış boyu hiç sıkılmamıştı. Artık onu doğaya bırakmanın zamanının geldiğini düşünüyordu. Bu düşüncesini arkadaşı Taşkın la paylaştığında: - Oğlum deli misin, kuş ancak kafesine alıştı. Bak ne güzel ötüyor, bu kuş bırakılır mı hiç? - Kafese girdiği günden beri kendini tellere vuruyor. Kafese alıştığı falan yok. - Sen bilirsin, umarım pişman olmazsın. - Niye pişman olayım ki? Hem belki beni unutmaz. Ara sıra gelip dut ağacında öter. - Tabii canım. Belki de dut ağacına yuva kurar boy boy çocukları olur. Okay, arkadaşının dalga geçmesine aldırmadı. Taşkın ın ve Işın ın da olduğu güneşli bir günde evlerine bitişik arsaya çıktı. Elindeki kafesin kapısını açıp Cikçi yi avucuna aldı. Kuşun kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Onunla son kez göz göze gelip kuşun gagasını öptü. Ardından avucunu açtı. O anda herkes şaşırdı. Cikçi uçamadı. Küt diye yere düştü. Okay, hemen fırlayıp bir köşede bekleyen tekirden önce Cikçi yi yakaladı. Kafesine koydu. Demek ki Cikçi nin kendisine gerçekten ihtiyacı vardı. Kafese konan Cikçi yeniden ötmeye başladı. Demek artık doğayı sadece gelip geçenlerden soracaktı. Cik! Cik! Cik!(Yeni vatanım kafes!) Cikciiiik. İkinci bölümün sonu
Bu yazı 478 kere okundu.
|
 |
 |
|
YORUMLAR
Boran 2009-09-15
Kafesteki kuşlar..
Onlar,özgür mü?Tutsak mı?Kafese konulan kuşlar.Seviyoruz onları,barındırdığımız yerde.Kimi daracık yerlerde,kimi onlarca dönüm arazide.Hemen mutlu son, beklentisine girmiştik.İyileşip,ötecek geldiği yere dönecekti.Ama hemen olmuyordu ,beklentilerimiz.Kolay değildi kafeslerde yaşamak,doğada özgürce dolaşmak varken.Sayın yazar,anlatısıyla bizleri sürükleyip götürüyor.Merakla bekliyoruz,sonra ne olacak?Teşekkürler.Hoşça kalın,sevgiyle kalın.
|
|
SON YAZILARI
|
|
Zamane Yağmurları
Şehirdeki Çapa Sesi
Paraşütsüz Atlayışlar
Zeytin Ağaçları Ne Söyler
Bir Kayıp Denizci
Naciye Evren'de Söyleşi
Darkale Bisiklet Turu Bölüm-IV Darkale’de Kahvaltı
Darkale Bisiklet Turu III Bölüm- Köy İzlenimleri
Darkale Bisiklet Turu Bölüm-II Yolculuk
Darkale Bisiklet Turu Bölüm-I Toplanma Yeri
|
Hava Durumu
|