Çitlenbik dövüşten birkaç hafta sonra toparlandı. Önce ibiğindeki yaralar iyileşti. Ardından boynundan yolunan tüyler çıkmaya başladı. Taşkın, “Yenilen pehlivan güreşe doymaz.” sözünü hatırlatırcasına Okay ı horoz dövüşü konusunda sıkıştırıyordu. Onun bu çabaları boşunaydı. Okay kararını vermişti, artık Çitlenbik i dövüştürmeyecekti. Günler birbirini kovaladı. Çitlenbik kocaman bir horoz oldu. Okay, horozunun yalnız başına olmaktan sıkıldığını düşünüp onu evdeki kümese, diğer tavuk ve horozların yanına koymaya karar verdi. Bir gün Çitlenbik i kucaklayıp kümesin yolunu tuttu. Diğer kümeste sekiz on tavuk bir de kart bir horoz vardı. Bu kart horoz Çitlenbik in gelişini pek hoş karşılamadı. Okay, Çitlenbik i kapıdan içeri bırakıp gittikten sonra kart horoz Çitlenbik e saldırdı. O da Taşkın ın Tombik i gibi cüssesine güveniyordu ne ki Çitlenbik ten birkaç gaga darbesi yeyince yenilgiyi kabul etti. O günden sonra Çitlenbik kümesin birinci horozu oldu. Çitlenbik yeni durumundan memnundu. Zaten Okay sıklıkla kümese uğrayıp onlara yem ve su veriyordu. Kümesteki diğer sakinler de Çitlenbik in gelmesinden memnundular. Çünkü Çitlenbik sayesinde evin küçük oğlu onlarla daha çok ilgileniyordu. Bir sabah Okay kümesin kapısını açtığında Çitlenbik in kendisinin yanına gelmediğini gördü. Daha düne kadar halinden memnun olan horoza ne olmuştu ki? Yoksa artık sevilmediğini mi düşünmeye başlamıştı? Bunu nasıl düşünebilirdi ki? Okay onunla her gün ilgilenmiyor muydu? Birkaç gün sonra Çitlenbik in hasta olduğu anlaşıldı. Hastalığı diğer kümes sakinlerine de bulaşabilirdi. Ailesi Okay a pek söylemese de Çitlenbik in öleceğine kesin gözüyle bakıyordu. Çitlenbik in gözündeki yaşam ışığı gitmiş, hareketleri yavaşlamıştı. Verilen yemleri de yemiyordu. Yaşam ondan yavaş yavaş çekiliyordu. Okay çaresizlik içindeydi. Arkadaşı Işın ve Taşkın da Çitlenbik e üzülüyorlardı. Taşkın en çok Tombik in bir daha Çitlenbik le maç yapamama olasılığına kahroluyordu. Çitlenbik artık yerinden kalkamıyordu. Günün çoğunu iyice yumularak uyukladığı tüneklerde geçiriyordu. Evdekiler, onun öleceği günü bekliyordu. Bir tek Okay Çitlenbik in öleceğine inanmıyordu. O hâlâ yapılabilecek bir şeyler olduğunu düşünüyordu. Kurban bayramı yeni geçmişti. Okay bayramda el öptüğü büyüklerinden epey para toplamıştı. Bu paralarla bisiklet alacağını bilmeyen yoktu. Çünkü bu planını bir yıldır dillendiriyordu. Ancak çok sevdiği horozu hastalanınca gözü bir şey görmez oldu. Bu çaresiz durumdan bir çıkış yolu ararken aklına Çitlenbik i veterinere götürmek geldi. Veteriner daha geçen yıl ölüm döşeğindeki bir ineklerini kurtarmamış mıydı? Pek tabii onun horozunu da kurtarabilirdi. Okay bu düşüncesini ailesine açtı. “Oğlum bayramdan yeni çıktık, bir sürü masraf oldu hem bak horozun da gitti gider. Veteriner horozuna ne yapabilir ki? Biz biliriz, eskiden de tavuklarımız bu tip hastalıklara yakalanırdı. En fazla yaşayanı bir hafta yaşardı. Sonra da onları kireçleyip arsaya gömerdik. Senin horozun çok bile yaşadı. Baksana bir aydır çekiyor zavallı hayvan.” Okay, ailesine onlardan para istemeyeceğini, kendisinin bisiklet almaktan vazgeçeceğini söyledi. Ailesi bunu duyduktan sonra Okay ın bu konudaki ciddiyetini gördü. Okay ın horozunu kurtarmak konusundaki gayretine bu saatten sonra ilgisiz kalamazlardı. Babası kararını verdikten sonra Okay a dönerek: - Oğlum koş bakalım bakkaldan bir kutu al da gel. - Ne kutusu baba? - Ne kutusu olacak, Çitlenbik i veterinere götürmeyecek miyiz? - Yaşa baba, yaşa baba! Kısa bir süre sonra Okay ve Babası köy minibüsüyle ilçenin yolunu tuttular. Çitlenbik aracın bagajında, Okay ın bakkaldan getirdiği kutunun içinde baygın bir halde yatıyordu. Kutunun kenarlarına horoz rahat nefes alsın diye delik açmışlardı. Yolculuk Okay a her zamankinden uzun geldi. O, bir an önce ilçeye varmak istiyordu. Okay düşüncelere dalmışken minibüs garaja yanaştı. Araç durur durmaz Okay heyecanla araçtan inip kutuyu kucağına aldı. Okay babasının ısrarına rağmen kutuyu kendisi taşıdı. Geçenlerde ineklerini de iyileştiren veterinerin yazıhanesi garaja yakındı. O zaman komşularının otomobiliyle gelip veterineri köye götürmüşlerdi. Derken veterinerin yanına vardılar. Veteriner; göbekli, tok sesli, açık alınlı, sevecen bir adamdı. Kendisine kedi, köpek, inek gibi hayvanların tedavisi için başvuruluyordu da hasta bir horozla ne zamandır karşılaşmamıştı. Bu şaşkınlıkla kutunun içindeki Çitlenbik i çıkarıp muayene masasının üzerine koydu. Önce horozun gözüne baktı. Sonra da gagasını iki eliyle tutup açabildiği kadar açtı. Okay ın babasından hastalık belirtilerini dinledi. Vetriner, Okay ın aklında kalmayan bir hastalık adı söyledi. Bu konuşmalar sırasında Okay ın tek düşüncesi Çitlenbik in yaşayıp yaşamayacağıydı. Okay ın babası “Çözüm ne?” deyince Okay kulak kesildi. - Pahalı bir ilacı var bu hastalığın, köşedeki eczanede bulabilirisiniz. - Peki kurtulur mu? - Bu ilaç yüzde yetmiş sonuç veriyor. - Baba lütfen alalım, diye araya girdi Okay. - Tamam oğlum, dur bir dakika. Bu konuşmalardan sonra veterinerin ücretini ödeyip eczaneden söz konusu ilacı aldılar. Okay ın paraları gitmişti; bir umut ışığı da yanmıştı. Okaylar işleri bittikten sonra kasabaya dönüp tedaviye başladılar. Okay, bir sabah yeniden Çitlenbik in ötüşüyle uyandı. Kümese koştu. Çitlenbik in şahin bakışlı gözleri ışıl ışıldı. Tüyleri alev alev yanıyordu. Okay sevinç içindeydi. Bisiklet almak için biriktirdiği parayı harcamış olduğu aklına bile gelmiyordu. “Kurtuldu, kurtuldu!” bağırıyor, avluyu çepeçevre dönüyordu. Yedinci Bölümün Sonu
Bu yazı 476 kere okundu.
|