Okay, bir yandan okula gidiyor bir yandan da Çitlenbik le ilgileniyordu. Çitlenbik yaşlandıkça Okay a daha çok bağlanmıştı. Okay okul çıkışı eve gelir gelmez onu ilk Çitlenbik karşılıyordu. Tabii bu karşılamanın bir de ödülü olurdu: Bir avuç mısır. Bu arada, akşamları televizyonlarda kuş gribi haberleri her geçen gün öne çıkmaktaydı. Sanki gittikçe yaklaşan bir kabustu. Hastalık, önce uzakdoğu ülkelerinde görüldü. Oralarda kümesler dolusu kanatlı hayvan öldürüldü. Hastalık, gerek göçmen kuşlarla gerekse ticari etkinliklerle adım adım batıya ilerledi ve nihayet ülkemize kadar geldi. Bu grip yüzünden ülkemizde birkaç insan ölünce işin şakası olmadığı anlaşıldı. Doğu illerinden başlayarak bizde de kanatlı hayvanlar öldürülmeye başlandı. Televizyonda, kuş gribinden kaynaklanan insan ölümleriyle ilgili haberler arttıkça insanlar telaşlandı. Bir hükümet yetkilisi kanatlı hayvanlar hakkındaki olumsuz düşünceleri yumuşatabilmek amacıyla: “Kuşları düşman gibi görmeyelim.” dese de kuşlar çoktan düşman olmuştu. Özellikle de göçmen kuşlar. Bu kuşların uğradığı göletlere yaklaşılmaması konusunda uyarılar yapılıyordu. Televizyondaki haberlerin seyri kısa bir sürede değişti. Artık hangi ilde kaç bin kanatlının itlaf edildiği söyleniyordu. Ardından tavukları kovalayan çocuk görüntüleri geçiyordu ekranlardan. Onların ardından çuvallar dolusu kanatlı hayvanın kamyonetlere doldurulup götürüldüğü gösteriliyordu. Kümes hayvanları itlafı özellikle kasaba ve köylerimizde bir “temizlik” edasıyla yapıldı. Bu işin ucu Okayların kasabasına kadar dayandı. Bu kasabada da itlaflar başlayacaktı. Belediye, bu işe başlamadan önce birkaç gün itlaf işinin nasıl yapılacağını tartıştı. Bu yöntemler, dile getirilesi yöntemler değildi. Belediye, itlaf işinin yöntemini ve zamanını halka duyurmaya başladı. Bir hafta sonra kasabadaki tavuklar, horozlar, ördekler, kazlar… itlaf edilecekti. Okaylar itlaf sözcüğünün anlamını bilmediklerinden pek korkmadılar. Hatta belediyenin kümes hayvanlarına iyilik yaptığını bile düşünenler oldu. Ne zaman ki işin içine ölüm sözcüğü girdi o zaman çocuklar işin iç yüzünü anladı. Bu sırada Okay da yıkıldı. Çok güzel anılar yaşadığı Çitlenbik itlaf edilecekti. Bunu kabul etmesi olanaksızdı. Bundan bir çıkış yolu bulmalıydı. Taşkın ve Işın da bu duruma çok üzüldü. Hatta bu olumsuz durum horozunun gagası kırılan Alkın ın bile diğer çocuklarla çare arayışına girmesini sağladı. 4 A ve 4 B sınıfı kendi içinde çözümler aramaya başlar. - Karışmayın canım öldürsünler. - Ama olmaz ki, kasabamızda kuş gribi virüsü yok ki. - İlle olması mı lazım, bu bir temizlik hareketi. - O zaman evlerimizi de tozlandığı zaman yakalım mı? - İkisi aynı şey değil, burada insanların hayatı söz konusu. - Ya tavuklar, horozlar, kazlar, ördekler… Çocuklar kendince tartışmaların içinde kaybolup gidiyorlardı. Günler geçtikçe Okay ın üzerindeki baskı artıyordu. Okay her gece rüyasına Çitlebik i bir ateşin içinden çıkarken görüyordu. Horoz büyük bir ateşin içinden tüyleri alev alev yanar halde çıkıp Okay a doğru koşuyordu. Okay her seferinde onu tam kucağına alacakken uyanıyordu. Ölüm, artık olasılık olmaktan çıkmıştı. Komşu köy ve kasabaların hayvanları çoktan itlaf edilmişti. Sıra adım adım onlara geliyordu. Bir haftadan az bir süre vardı. Bir gün Okay, Taşkın ve Işın kendi aralarında konuşmaya başladılar: - Taşkın, senin Tombik de gidecek ha. - Öyle deme Işın ben buna hala inanmıyorum. - İnansan iyi olur, belediyenin şakası yok, haftaya öldürmeler başlıyor. Okay: - Aslına bakarsanız benim de bu durumu hiç kabullenesim yok. - Bak sen! - Bak seni yok Işın, bir çözüm bulmalıyız. - Laboratuarlar dolusu insan kuş gribini çözmek için uğraşıp da bulamıyor, sen çözümden bahsediyorsun. - Saçmalama Işın, başka bir şehirde kuduz salgını var diye ülkedeki bütün köpeklerin öldürüldüğünü düşün, Çomar da dahil. -Hiç böyle düşünmemiştim. Böyle düşününce gerçekten bir şeyler yapmamız gerektiği ortaya çıkıyor. - O zaman hep birlikte bir çare arayalım. Hatta Alkın ı da bu işe dahil edelim. - Belediyeye horozlarımızın sağlam olduğunu gösterir bir rapor götürsek. - Işın, sen hiç mantıklı bir şey düşünemez misin? Sorun hasta ya da sağlam olmak değil. - O zaman sen bir şey söyle Okay. - Bence görevliler gelene kadar hayvanlarımızı saklamalıyız. - Nereye? - Onu ben de bilmiyorum. Ev içinde saklayamayacağımız kesin; görevliler geldiğinde horozlar öterse foyamız ortaya çıkar. Ne zamandır konuşmayan Taşkın: - O zaman evlerimiz dışında bir yere saklayalım. - İyi de nereye, hayvanları ormana mı atalım? - Ben ormana demiyorum ki. - O zaman bir yer göster Taşkın. - Düşünüyorum arkadaşlar üstüme gelmeyin. - Taşkın haklı Işın, hayvanları kasaba dışında bir yere saklamalıyız. - Tamam Okay, bunda karar verdik. Şimdi de nereye saklayacağımızı bulalım. Eli çenesinde düşünen Okay: - Buldum, buldum, diye haykırdı. - Ne buldun? - Hani kasabanın kuzeyinde terk edilmiş bir tavuk çiftliği var ya işte oraya! - Hey be! İşte bu, yaşasın. Bu planı hemen uygulamalıyız.
Bu yazı 355 kere okundu.
|