Çocuklar güneşli bir cumartesi günü horozlarını kurtaracak olan planın bir parçası olan çiftliği incelemeye gittiler. Kasabalı buraya Kırca’nın Çiftlik derdi. Bu çiftlik yetmiş metre uzunluğunda, yirmi beş metre genişliğinde, kırmızı kiremitli, beyaz badanalı, küçük pencereli bir yapıydı. On beş yirmi yıl önce girişimci bir kasabalı tarafından yaptırılmış, yeterli başarı sağlanamayınca kaderine terk edilmişti. Kasabada bunun dışında aynı özelliklere sahip bir çiftlik daha vardı. Ancak o çiftlik kasabaya çok yakın olduğu için Okaylar onu kullanamazdı. Çocuklar bu çiftliğin giriş kapısının önünde durdular. Kapıda bir asma kilit vardı. Asma kilidi biraz zorladıklarında kilidi tutan halkalardan biri çürümüş kapı tahtasından çıkıverdi. Bundan sonra kapıya hafif bir omuz vurup içeri girdiler. Kapının gıcırtısı ne zamandır buraya kimsenin girmediğini ele veriyordu. Çocuklar içeri girer girmez boylu boyunca uzayıp giden iç mekana bakakaldılar. İçerdeki alanın kıyısında boylu boyunca uzayan paslanmaz metalden yapılmış tavuk kafesleri vardı. Yemlikleri, sulukları hemen önlerindeydi. Tavukların boyunlarını uzatıp kullanabilecekleri şekilde yapılmıştı. Ayrıca bu iki kafes dizisinin ortasında uzayıp giden bir halı saha büyüklüğünde boşluk vardı. Buradaki yemlikler ve suluklar bir kovayı andırıyordu. Çocuklar dakikalar boyunca yıllar sonra ilk kez insan ayağı değmiş bu gizemli çiftliği inceledi. İlk konuşan Okay oldu:
- Arkadaşlar burası sadece bizim horozları değil tüm kasabanın kümes hayvanlarını barındırabilir. Işın: - Ağır git Okay, biz önce sizin horozları kurtaralım. Taşkın: - Okay haklı Işın bu işi daha kapsamlı düşünmememiz için hiçbir engel yok. Aklın: - Bence bu işin içine sınıf arkadaşlarımızı da katalım. Herkes bu hafta sonu getirebildiği kadar tavuk ve horozu buraya getirsin. Okay: - Alkın haklı, bu işi yapacaksak hayvanlar arasında ayrım yapmamalıyız. Işın: - Arkadaşlar bu çiftliği görüp gaza gelmeyin, bu kuş gribi işi aylarca sürebilir. Bizler bu kadar süre bu hayvanlara nasıl bakarız? Okay: - Nasılı yok Işın, herkes belli günlerde gelir yem verir. Hem baksana yemlikler suluklar çok büyük içlerini doldurduktan sonra birkaç hafta uğramasak da olur. Işın: - Peki ya bu planımız ortaya çıkarsa? Okay: - Saçmalama Işın, bu kışta kıyamette kim ne yapsın Kırca’nın Çifliğini? Sen var mısın yok musun onu söyle? Işın: - Tamam tamam hemen kızma Okay ben sadece sağlam bir iş yapalım dedim. Okay: - Peki arkadaşlar bu buraya getireceğimiz hayvanların hepsini bu hafta sonu taşımak zorundayız.
O hafta sonu 4A ve 4B nin öğrencileri tam bir iş birliği içerisinde çalıştılar. Herkes büyük bir ustalıkla evindeki kümesleri boşalttı. Hatta bazıları tavuk hırsızı olarak anılmak pahasına komşu kümeslerden de birkaç tavuk veya horozu Kırca’nın çiftliğine taşıdı. Tavuk ve horozlar kasabada belli bir toplanma merkezinde toplanıyor oradan da Kırca’ın çiftliğinden getirilmiş metal bir kafese dolduruluyordu. Bu ilkel taşıma aracı sayesinde bir seferde on beş yirmi kanatlı taşınabiliyordu. İkinci akşam işleri biraz zorlaşmıştı. Çünkü kasabalı hayretler içerisindeydi. Bir kümes dolusu hev-yavn bir gecede nasıl yok olurdu? Hatta bazı aileler araında şöyle konuşmalar bile geçiyordu.
- Kız hatçe kuş gibi böyle bir şey mi acab, hayvanları toptan yok ediyor heral, yandık vallahi. Bize de bulaşırsa izimiz bile kalmayacak. - Yok kız grip işte. Eskiden de hastalık gelince hayvanlarımız bir kümes birden ölmez miydi? Kümesi kireçlerdik tamam. Memleketi bu kadar velveleye vermeye ne gerek var?
Çocuklar zorlu geçse de ikinci akşamı da başarılı bir şekilde kotarabildiler. Kırca’nın Çiftliği artık tıpkı ilk açıldığı günlerdeki gibi tavuk ve horozlarla dolmuştu. Hayvanlara yem getirme işini Taşkın, Okay, Işın ve Aklın dönüşümlü olarak yapacaklardı. Sınıflarındaki diğer öğrenciler de ambarlardan aldıkları buğdayları bu arkadaşlarına ulaştıracaklardı. Bu yem işi bir kişiye kalsa iş kısa sürede ortaya çıkardı. Bir çiftlik dolusu hayvana aynı ambardan yem taşımak akıl karı değildi. Kasabalının şaşkın bakışları arasında belediye dediğini yaptı. Kasabada kalan tüm tavuklar, horozlar, ördekler, kazlar önce zehirlenip öldürüldü; ardından bir çukura gömülüp üzerleri kireçle kapatıldı. Belediye bu işi ancak iki günde bitirebildi. Bu yoğunluktan sonra belediye görevini yapmış olmanın rahatlığı içerisindeydi. Artık bu kasabada kuş gribi olamazdı. Ne ki kumrular ve daha nice kuşlar havalarda uçup duruyordu. Olar zavallı hayvanlara olmuştu. Çocuklar işin bu kadar kötü sonuçlandığını gördükten sonra Kırca’nın Çiftliğindeki hayvanlara çok daha titiz davrandılar. Yılmadan çiftliğe buğday taşıdılar. Kış her zamankinden daha sert geçti. Bu süre içinde hiçbir kasabalının Kırca’nın çiftliğinde olup bitenlerden haberi olmadı. Günler birbirini kovaladı. Ülkenin üzerine bir karabasan gibi çöken kuş gribi kabusu gerilemeye başladı. Televizyonlar da sektörünü kurtarabilmek için tavuk etinin yenebileceğini gösteren reklamlar yayınlanmaya başlandı. Artık yeni olaylar da olmuyordu. Bundan dolayı itlaflar durduruldu. Günlerden bir gün kasabanın çobanın Kırca’nın çiftliğindeki tavuk ve horozları bulup telaşla kasabaya geldi. Doğru belediyeye gitti. Yetkililer hemen Kırca’nın çiftliğinde aldılar soluğu. Tüm kasaba çalkalandı. Herkes çiftliğin yanında toplandı. Kasaba halkı dört ay önce esrarengiz bir şekilde boşalan kümeslerinin sırrının bir kısmını öğreniyordu. İyi ki de öğreniyordu. Çünkü bu iş kış boyunca neredeyse bir söylenceye dönüşmüştü. Herkes kendince bir senaryo uydurup anlatıp durmuştu kış boyu. Kasabalılar çiftlikteki tavuk ve horozlardan kendilerine ait olanları almaya çalışırken üç çocuk koltuk altlarındaki horozlarla kasabaya doğru ilerliyorlardı. Hemen yanlarındaki bir çocuk da ayakkabısını çıkarmış uzaklara fırlatıyor, köpeğinin o ayakkabıyı ağzıyla geri getirmesini izliyordu.
Bu yazı 393 kere okundu.
|