- Hoş bulduk, anne. - Okulun nasıl geçti? - Güzel… - Öğretmenine soru sordun mu? - Sordum, anne. - Kütüphaneye gittin mi? - Gittim. - Aferin benim oğluma. Şimdi üstünü değiştir de yemek yiyelim. Çocuk, çantayı odasına fırlattı. Çantadaki kitaplar öylece kaldı. Öteki odadan televizyonun sesi geliyordu. “Sayın seyirciler, kitaplar tarih oluyor.” Dedki dondu kaldı. Sunucu devam ediyordu. “Bilgisayarlar kütüphaneleri yutacak. Bakanlık kitapları tarayıp hepsini e-kitap yapacak. Sunucu bu haberi verdikten sonra bir kaza haberi ile devam etti. Dedki sonraki haberleri duymadı. Çantadaki bilgisayar kitabına dönerek: - Kitapların taranması ne demek? - Sayfaları bilgisayara aktarmak. - Kablolardan nasıl geçiyoruz ki? - Sen geçmiyorsun, yazıların, resimlerin geçiyor. - Ne yani sayfalarımızdan yazılarımızı mı alıyorlar? - Eh be Dedki sen en iyisi dedektiflikten emekli ol. - Kitabın emeklisi olur mu? - Ne bileyim, git o zaman rafında otur, bu işler çok karışık. - Bilgisayar kitabı, bu senin alanın. Sana cinayetlerle ilgili sorular sormuyorum ki. Öyle bir şey olsa hemen çözerdim. Bu benim için yeni bir alan. Bu haber bizim tüm geleceğimizi etkiliyor. - Sizin geleceğiniz mi kalmış? Diye araya girdi hayat bilgisi kitabı. - Sen ders kitabı olmana güven bakalım. Yıl bitip de sıran geçtiğinde kendini kağıt fabrikasında bulacaksın, haberin yok. - Senin gibi küflenmektense, taranmaktansa… - Beni kimse tarayamaz! - Fön çekerler o zaman, harflerin de püf diye uçar. Çocuk içeri girince kitapların tartışması kesildi. - Oğlum çabuk dersinin başına - Yaaa anne, film izleyecektim. - Önce ödevler. Bir çocuk eli çantaya uzanıp hayat bilgisi kitabını aldı. Hayat bilgisi diğer kitapların arasından sıyrıldı. Dedki’ye nispet yapar gibiydi. Dedki içinden: - Bu da kendini okunuyor, sanıyor. Zavallı. Hiç gerçek okur görmemiş de ondan. Hey gidi günler hey. Ne okurlar gördük biz. Kimi sayfalarımıza yapışır, saatlerce gözlerini bizden ayırmazdı. - Oğlum, hadi ama… - Aman anne, açtım işte kitabı. - Bu ödevler bitecek biliyorsun. - Biliyorum anne. Çocuk, keyifsiz bir şekilde ödevlerini bitirdi. Ardından annesini çağırıp: - Bak bu hayat bilgisi, şu sayfaları okudum. Bu tarih, bu matematik… - Tamam tamam! Tek tek göstermene gerek yok. Öğretmenine gösterirsin. - Şimdi biraz film… - İzle fakat yatmadan önce bugün kütüphaneden aldığın kitabı okuyacaksın. Çocuk, televizyonun olduğu odaya geçti. İçeriden sesleri geliyordu. Diziler, reklamlar, diziler… Yatma vakti yaklaşınca çocuk, odaya gelip çantasından bir kitap aldı. Yatağına uzanıp okumaya başladı. On dakika sonra göz kapakları ağır bir yük taşıyormuşçasına kapanmaya başladı. Sonra iyice sızdı çocuk. Annesi gelip ışığı kapattı. Çocuğu yanaklarından öptü. Çocuğun çantasındaki kitapları rafa sıraladı. Dedki bilgisayar kitabı ile yan yanaydı. Ahşap kitaplığın raflarında ders kitapları, romanlar, ders programları, çıkartma resimler… Diğer odalardan gelen televizyonun sesi kısılmış onun yerini tuş sesleri almıştı. Dedki, araştırma vakti deyip bilgisayar kitabına döndü. Söze nereden başlayacağını bilemeyince öylesine bir cümle söyledi: - Ortalık ne sessiz değil mi? - Tuş seslerini saymazsak evet. - Bu tıkırtı tuş sesi mi? - Evet baksana tıkır tıkır yazıyorlar. - Ne yazıyorlar, yoksa bu evde yazar mı var? - Nerde… Çet yapıyorlar. - O da ne? - İnsanların bilgisayarın diğer ucundaki insanlarla yazı aracılığıyla konuşması. - Yine mi internet. - Eh hayatın her alanında. - Uzakta akrabaları mı var? - Bazen tanıdıkları ile bazen de hiç tanımadıkları ile konuşuyorlar. - Tanımadıkları insanlarla ne konuşuyorlar ki? Ne konuşmuyorlar desen daha doğru olur. Daha ne tuhaflıklar var. Sana hepsi masal gibi gelir. - Eh uzun süre dışarı çıkmayınca böyle oluyor demek ki. - Yirmi yıldır kütüphaneden çıkmadım demiştin, değil mi? - Evet, üstelik bugün de kaçak çıktım. - Nasıl? - Sizinkinin çantasına habersiz daldım. - Neden böyle bir şeye kalkıştın ki? - Kütüphanedeki arkadaşlarım çok huzursuz. İnsanların neden okumadıklarını merak ediyorlar. - İnsanlar neden okusun ki? - Anlamadım, bir kitap olarak bunu nasıl söylersin? - Diyeceğim bilgisayar, internet, cep telefonu, televizyon dururken kim ne yapsın kitabı? - Ama kitabın yer ayrı. - Kitabın yeri derken? - Sen de bilirsin ki o saydıklarının hiçbiri insana kitabın verdiğini vermez. - Vallahi onun bunu bilmem, demek ki bir şeyler veriyor. Ancak bazı insanların bu durumdan rahatsız olduklarını biliyorum. - Okuma kampanyası mı başlatacaklar yoksa? - Hayır şimdi e-kitap furyası var. - O da ne? - Bilgisayar ortamına aktarılmış kitap. - Onu biliyorum. - İşte bunun peşinde insanlar. - Çok tuhaf doğrusu. - En tuhaf olanı da şu: insanlar sayının peşinde. Kitaplar onlar için bir sayıdan ibaret. İnsanlar okudukları değil de bilgisayarlarına yükledikleri kitaplarla övünüyorlar. Dördüncü Bölümün Sonu
Bu yazı 494 kere okundu.
|