Dedki, dalgın bir halde: - Biz ne olacağız? - Dedim ya tüm kitaplar bilgisayara! - Düşünsene, sayfalarımız, dokumuz, kapağımız, raflardan oku diye bağırışımız… - Artık, bilgisayardan bağırırsınız. - Sen işin dalgasındasın. - Bu bir süreç. Düşünsene, tarih kitabı arkadaşlarım anlatmıştı. Eskiden tabletlere yazılırmış. Şimdi kucağında tuğla tabletlerle dolaşan var mı? Kitapla dolaşanlara da o gözle bakılır yakında. Dedki, anlatılanlardan tedirgindi. Aklına kütüphanede kendisinden haber bekleyen arkadaşları geldi. Onların hiçbir şeyden habersiz raflarında okuyucu beklediklerini düşününce hüzünlendi. Bir de dışarıdaki hayata baktı. Derken bilgisayar kitabına dönerek: - Sen bu konuda ne düşünüyorsun? - Benim fazla bir şey düşünmeme gerek yok. Zaten ders kitabıyız. Genelde her sene değişiriz. - Bilginiz mi değişir? - Yazarımız, yayınevimiz. - Ne diye değişir ki? - Onu da sen bul, dedektif kitabısın ya! - Bu işler bir yoluna girsin, onu da araştırırım. - Gerçekten iyi olur. Şu raflara bak, geçen yılın ders kitapları öylece duruyor. Bir temizlik başlasın o zaman gör. Çocuğun annesi hepsini toplayıp çöpe atacak. - Çöpe? - Ne sandın ya? Ya çöpe ya da sobaya… - Kitapları yakıyor öyle mi? - Ders kitaplarını yakıyor. Hemen korkma. - Ben korkacağım kadar korktum. En iyisi biraz uyumak. Bilgilerinize teşekkür ederim, umarım yıl sonunda sizi kütüphaneye bağışlarlar. Umudum yok; ama sağ ol. Yanmaktansa raflarda pineklemeyi tercih ederim. Hadi iyi uykular. Dedki gün boyu o kadar yoğun bilgilerle doldu ki uykuya kafası karık bir halde daldı. Rüyasında kütüphanedeki tüm kitap arkadaşları ile birlikte bir kamyon kasasındaydı. Üzerlerine bir örtü çekilmişti. Tüm arkadaşları dehşet içindeydi. Ne okur, ne de yazar düşünecek halleri kalmıştı. Kamyondaki halleri onlara kitap gözüyle bakılmadığının işaretiydi. Dedki, rüyayı bir filmi izler gibi görmeye devam etti. Onları taşıyan kamyon şehrin dışına çıktı. Eski bir fabrikanın önünde durdu. Fabrikanın sürgülü kapısı açıldı. Kamyon içeri girdi. Duvar diplerine sıralanmış onlarca bilgisayar vardı. Her bilgisayarın başında da bir insan. Geniş alanda kitap yığınları, ötelerde kitap yüklü birkaç kamyon daha… Sırası gelen, kum boşaltır gibi kasasındaki kitapları yere döküyordu. Bir süre sonra sıra Dedkilerin olduğu kamyona geldi. Kamyon, kasasını kaldırınca yerde yeni bir kitap yığını oluşmuştu. İşi biten kamyon, yeni kütüphanelerin yolunu tutuyordu. Dedki, yığının üstündeydi. Etrafı gözleyip neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Bilgisayar başındaki görevliler yerlerinden kalkıp bir kitap alıyor, kitabın cildini giyotinle kesiyor ve sayfaları taranacak hale getiriyordu. Sayfaları tarayıcının haznesine yerleştirip yeniden bir kitap alıyordu. Tarayıcı o kadar hızlıydı ki görevli giyotinde kesmeye yetiştiremiyordu. Bu sırada başka bir görevli taranan sayfaları yaprak yığınına dönüşen tepelere atıyordu. Kitaplar evlatlarını kaybetmiş analar gibi sayfalarından ayrılıyorlar. Onları bir arada tutan ciltleri idi. Giyotin de cildi kesince her şey bitiyordu. Dedki dehşet içindeydi. Sıkıntıdan sayfalarını kemiriyordu. Sıra onlara geliyordu. Arkadaşları ona bakıp: - Ah Dedki ah! Başaramadın! Diyorlardı. Bu sırada fabrikanın kasvetli ortamında bir çocuk, elindeki çaylarla dolaşmaya başladı. Dedki, bu insanlar da her yerde aynı diye söylendi. Görevliler Dedki’nin olduğu kitap yığınına bakıp son duanızı okuyun, der gibiydiler. Dedki, kulaklarını iyice açtı. İleride iki çalışan konuşuyordu. - Ne çok kitap çıktı bu ilçeden yahu! - Sorma! Böyle giderse bir hafta daha buradayız. - Ne tuhaf kimi ilçelerde bir gün kimi ilçelerde bir hafta… - Ee ne yapalım işimiz. - Nasıl işse! Kitap yok etme işi. - Niye öyle diyorsun ki, biz kitapları yok etmiyoruz. - Kendini, avutma, bal gibi de yok ediyoruz. Diğer çalışan çayından bir yudum alıp: - Yok etmek değil, biz kitapları dijital ortama aktarıyoruz. Orada sonsuza kadar yaşayacaklar. - Sonsuza kadar? - Evet hem de hiç yıpranmadan. - Bilgisayar çökerse ne olacak? - Kütüphane de çökmüyor mu? - Hadi canım sende. Her gün deprem mi oluyor? - Sadece deprem mi? Tarih boyunca yanan, yağmalanan, bombalana kütüphaneleri düşünsene! O kütüphaneler dursaydı belki de insanlık farklı bir yerde olurdu. - Tabii ki… Emimin böyle bir hangarda çiçek tarıyor olurduk. - Anlamadım. - Baksana insanlık ilerledikçe her şey sanal ortama aktarılıyor. - Saçmalıyorsun. Beşinci Bölümün Sonu
Bu yazı 483 kere okundu.
|