Dedki Bilgisayar kitabına döndü - İstersen sen de bize katılabilirsin. Aramızda bilgisayarı senin kadar bilen yok. - Bana fazla güvenme. Bilgisayar konusunda her gün yeni bir şeyler çıkıyor. - Ne de olsa bizden iyisindir. - Orası öyle… - Bize katılmaya ne dersin - Bilmem ki, hem nasıl olacak - Bugün okul çıkışı bu çantanın sahibi yine kütüphaneye gidecek. İşte o sırada sen de raflardan birine atlarsın. - Heyecanlanmaya başladım açıkçası. Aslına bakarsan bir kütüphaneye firar etmeyi hiç düşünmemiştim. - Ben de seni davet edeceğimi düşünmemiştim. Biliyorsun ders kitaplarına mesafeliyim. Ancak sana ısındım. - Yine de kütüphaneye gelene kadar kararımı vermeyeceğim. Çantadan göz ucuyla da olsa raflardaki arkadaşlarını göreyim, o anda karar veririm. Çocuklar okulun köşesine gelmişlerdi ki zil çaldı. İki çocuk ok gibi fırlayıp koşmaya başladı. Şimdi bahçedeydiler. Dedki çoktandır duymadığı cıvıltıların içinde buldu kendini. Yine düşüncelere daldı. “Bu çocukları nasıl oldu da alıştıramadık kitaplara. Yoksa suç bizde miydi Evet evet, belki de suç bizde. Çocukların ilgisini çekemiyoruz. Tv, cep telefonu, bilgisayar… Of, yine mi bilgisayar” Çocuklar sınıfta aldı soluğu. Öğretmenin “Günaydın çocuklar!” diyen sesi Dedki’yi dalgınlığından çıkardı. Çocuğun eli çantaya daldı. Hayat bilgisi kitabını çıkardı. Ne zamandır sesi çıkmayan hayat bilgisi kitabı kasılarak geçti Dedki’nin yanından. Dedki kendini tutamadı - Kasıntı şey, ne olacak! Hayat bilgisi durur mu O da çantadan çıkarken “Küflü!” diye mırıldandı. - Seni de göreceğiz dedi Dedki. - Bırak şunu, dedi Bilgisayar kitabı. Bana bile dalaşır ara sıra. Neymiş o olmasa ben de olmazmışım. - Nasıl yani - Ne bileyim, önce hayatı bilmek, anlamak gerekiyormuş falan… - Kendisi anlamış mı bari - Ne kadar anladığını görüyorsun. - Hem onun sayfaları bilgisayarda yazılmamış mı - Bırak hayatı, o daha kendini bilmiyor. Ders başlamıştı. Dedki kendini anlatılanlara veremiyordu. Sıralardan fısıltılar yükseliyordu. - Maç kaç kaç bitti lan! - Üç sıfır. - Kim kazandı - Kim kazanabilir - Fener… - Bilemedin. Az ötelerden başka bir konuşma - Sınav filmine gittik. - Sınavın da filmi mi olur - İkincisi çıkacakmış Sözlü - Gerçek mi - Amma da safsın kızım! Her köşeden buna benzer konuşmalar yükseliyordu. Sesler çok yükselince öğretmen “susun” diye gürlüyordu. Sonra bir sessizlik ve yeniden fısıltılar. Dersin sonuna doğru öğretmen “susun” dediğinde kiremit kıran Japon karatecilerine benzemişti. O anda öğrenciler sustu ve zil çaldı. Yeni bir uğultu. Öğleye kadar böyle geçti. Öğleden sonra ilk derste öğrenci çocuk elini çantaya uzatarak bilgisayar kitabını çekip aldı. Dedki toparlandı. Demek ki bilgisayar dersi başlıyordu. Öğretmenin sesi duyuldu - Çocuklar dersimiz ne - Bilgisayar… - Ne yapacağız - Bilgisayarı öğreneceğiz. - Ne kadarını - Aklımız kadarını. Bu sözleri tüm öğrenciler ezbere söylüyordu. Zaten öğretmen her fırsatta öğrencilerine “Bilgisayar sizin kadar akıllıdır.” Diyordu. Yedinci Bölümün Sonu
Bu yazı 311 kere okundu.
|