Cevap faslından sonra öğretmen sıraların arasında bir tur attı. O geçerken öğrenciler toparlanıyor, gözüne girmek isteyenler bilgisayar kitaplarını sıralarının üzerine seriyorlardı. Öğretmen, turu tamamlayıp sınıfın karşısına geçti: - Bugünkü konumuz? - Bilmiyoruz… - O zaman şöyle sorayım: taramak diye bir şey duydunuz mu? Her zaman ısrarla parmak kaldırmaya alışmış bir öğrencinin eli havadaydı: Öğretmen ona döndü: - Söyle oğlum. - Kahvehane taramak öğretmenim. - Oğlum ne alakası var? - Akşam haberlerde duydum öğretmenim. - Ben söyleyebilir miyim öğretmenim? - Şöyle bakalım. - Tarama yar tarama, yar zülüfün tarama, ben bu dertten ölürsem, merhem olma yarama. Sınıfta bir kahkaha koptu. Öğretmen toparlamak için: - Tamam tamam, sizden doğru düzgün bir yanıt çıkmayacak. - Öğretmenim ne olur, son bir söz! - Söyle bakalım. - Hayvanları tımar etmek, kaşağılamak. - Yok devenin nalı, dedi öğretmen. - Yoksa at nallatmak mı öğretmenim? - Yeter, diye bağırdı öğretmen. Beyin fırtınası diye bir şey var. Siz bu işi kasırgaya çevirdiniz. Yeter, kimse konuşmasın! - Açın defterleri yazın bakalım. Taramak: yazı, resim, şekil gibi kağıt üzerindeki verileri tarayıcı yardımı ile bilgisayara aktarmaktır. Öğretmen birkaç adım gezinip: - Çocuklar, bugünkü bilgisayar programları özellikle matbu yazıyı çok güzel aktarmaktadır. Yazısı en kötü öğrenci araya girdi: - Öğretmenim, benim yazımı da tarar mı? - Oğlum, el yazısını tarayan bir program yok. Kaldı ki senin yazın için ayrı bir program gerekir. - Ne oldu ki öğretmenim? - Daha ne olsun, senin yazının yanında doktor reçetesi toptan bitişik el yazısı sayılır. - Ne yani öğretmenim, benimki ayak yazısı mı? - Emin ol şu dünyada ayakları ile senden güzel yazan insanlar vardır. Öğretmen sözü uzatmadı. - Çocuklar, şaka bir yana taramak çok önemli bir olay. Düşünün bir kütüphane dolusu kitap bir bilgisayarın içinde. Ön sırada oturan bir kız öğrenci, boş bakışlarla öğretmene baktı: - Düşünemiyorum öğretmenim. Başka bir öğrenci parmak kaldırdı: - Bir şey sorabilir miyim öğretmenim? - Sor bakalım. - Kazılılarda taşlar bulunup inceleniyor. Uygarlıklar hakkında bilgiler elde ediliyor. İleriki çağlarda yapılacak kazılarda dvd’ler bulunduğunda bizim hakkımızda ne düşünecekler acaba? Öğrencilerden biri araya girdi: - “Ne uygarlıkmış ama!” derler her halde. Öğretmen ders boyunca taramadan söz etti. Kitapları taramanın çok iyi bir şey olduğunu, internette oradan oraya aktarılabileceğini, matbaaların işinin azalacağını söyledi. O ara bir öğrenci ayağa kalktı: - Öğretmenim, benim bilgisayarımda üç bin resim var. Ben bir tek masaüstündekini hatırlıyorum. Yani kitaplar bilgisayarımızda bir isimden mi ibaret olacak? Öğretmen, öğrenciye döndü: - Aman da aman! Tartışma yaparmış benim oğlum. Sen hayatında hangi kitabı okudun ki? - Robenson’u okudum öğretmenim. Sekizinci Bölümün Sonu
Bu yazı 432 kere okundu.
|