Engin, ilkokulda çalışkan bir öğrenciydi. Çok da sevimliydi. Öğretmenleri onu ders aralarında öğretmenler odasına götürüp ?Aman da aman sevsinler.? sözleri eşliğinde yanaklarını kopararak severlerdi. Bu ilgiye onun sadece fiziki durumu değil öğretmenlerin sorulara verdiği yanıtlar da etkili oluyordu. Başarılı bir çocuktu. Sınıf öğretmeninin gözbebeğiydi. Öğretmeni ona daha ders yılı başında zeka oyunları kitabı bile hediye etmişti. Engin dördüncü sınıfa geldiğinde sınıfın haylaz çocuklarına kapıldı. Çocukların vurdumduymaz halleri Engin in ilgisini çekiyordu. Onlar için ders değil teneffüslerde yapılacak yaramazlıklar daha önemliydi. Engin, bu olumsuz örneklere kapılıp gitti. Ondaki kötü gidişi pek fark eden olmadı. Günler birbirini kovaladı. Engin, olumsuz davranışlara sahip arkadaşlarına rağmen ilkokulu iyi dereceyle bitirdi. Artık ortaokuldaydı. Nasıl geçtiğini anlamadığı bir yılı geride bırakmıştı. İkinci dönemin son günüydü. Karneler dağıtılıyordu. Karnesini eline alır almaz Türkçe dersinin zayıf olduğunu gördü. Oysa öğretmeninin sözlüden iyi not verip kendisini kurtaracağını düşünmüştü. ?Aman da aman sevsinler.? sözleriyle başlayan eğitim hayatı burada bitiyor muydu? Engin bu zayıfı hazmedemedi. Okulu bırakmaya karar verdi. Bir işe girecek, hayatını kazanacaktı. Bu düşüncesini ailesine açtığında annesi gülümsemekle yetindi, babası da o sırada ciddi bir haber izlediğinden onun ne söylediğini duymadan ?Sen bilirsin oğlum.? dedi. Engin, bu sözlerden cesaret alarak kasabada iş aramaya koyuldu. Birkaç esnaf dolaştıktan sonra oto elektrikçisinde aradığı işi buldu. Bir gün sonra erkenden kalkıp elektrikçi dükkanının yolunu tuttu. O, evden çıkarken herkes uyuyordu. Sabah güneşi kasabanın tek katlı evlerini aydınlatıyordu. Sokaklar boştu. İşyerine vardığında ustasının orada olduğunu gördü. Orta yaşlı, kır saçlı adam Engin e hoş geldin dedikten sonra dükkandaki takımları tanıtmakla işe başladı. Kargaburun, yankeski, yıldız, İngiliz? ardından çalışma başladı. Ustasıyla beraber kutupbaşı yapıyorlardı. Engin in ilk görevi ustasının elindeki kurşun levhaları eritecek mavi alevi taşımaktı.. Usta ve çırak kurşun levhaları eritip silindir şeklindeki kalıplara dolduruyorlardı. Engin, ustasının anlattıklarından çok ateşin maviliğine dalıp gidiyordu. İşe başlayalı iki saat olmuştu. Kasabalı yavaş yavaş uyanıyordu. Engin dalıp gittiği mavi alevden başını kaldırınca babasının dükkana doğru gelmekte olduğunu gördü. Babası ağır aır yaklaşıp dükkana girdi. Ustayla selamlaşıp Engin e döndü: - Oğlum hadi işi bırak da eve git. Ben geçen gün seni yanlış anlamışım. Bizim yeteri kadar işimiz var. Sen okumalısın, dedi. Engin in ilk iş tecrübesi iki saat sürdü. Biraz üzülse de ister istemez evin yolunu tuttu. Okullar başladığında hırsla çalışıp orta okulu başarıyla bitirdi. Liseye başladığı gün içinde büyük bir heyecan vardı. Lise, onun hayalinde olağan üstü bir okulun adıydı. Orada her şeyin farklı olduğunu düşünüyordu. Dersler başlar başlamaz, işin böyle olmadığını anladı. Her şey eski günlerdeki gibiydi. Sadece dersler bir acayipti. Dersler, sanki başka bir dilde anlatılıyordu. Engin anlatılanlardan hiçbir şey anlamıyordu. Bir yıl doyunca matematik dersinde fog x fonksiyonunun gof x fonksiyonu üzerindeki dağılımını öğrenemedi. Komposto sözcüğü ona kompozisyon sözcüğünden daha tanıdık geliyordu. Artık kendini bile tanıyamıyordu. İlkokul yıllarının sevimli çocuğu gitmiş çirkin ördek yavrusu görünümlü biri gelmişti. Engin o yılın sonunda yedi zayıfla sınıfta kaldı. Bu duruma hiç üzülmedi. ?Okul hayatım buraya kadarmış.? deyip tekrar iş aramaya koyuldu. Elektrikçiden iş isteyemezdi. Geçen sefer onu yüz üstü bırakmıştı. Engin iş aramakla uğraşırken babası da liseye gidip öğretmenleriyle onun durumunu görüştü. Öğretmenleri Engin in ailesinden alacağı güven ve destekle sınıf tekrarı yapmasının iyi olacağını, söyledi. Ailesinin kendisine güvendiğini bilmek Engin i mahcup etti. Bu duygunun etkisiyle bir karar verdi: Başarılı olacaktı. Artık derse gelmeden önce sıkı bir hazırlık yapıyordu. Derslerde parmağı hep havadaydı. Sınıf arkadaşları çirkin ördek yavrusu doğru cevap verdikçe onu küçümsemek için ?iki yıllık hocam, çift dikiş.? diye söyleniyorlardı. Engin kendisi hakkında söylenenleri duymuyordu bile. O, hedeflediği başarı yolunu izliyordu. Bu azimli yolculuk Engin e lise diploması getirdi. Engin ilkokul yıllarında üniversiteyi yalnızca hastane zannederdi. ?Rüstem dayının oğlu üniversiteye gitmiş.? dediklerinde ?Sağlam çocuktu, üniversiteye nasıl düştü ki?? diyordu. Günler birbirini kovaladı. Engin bir lise mezunu olarak kalakaldı. Orta birde ve lise birde yaşadığı boşluğun aynısını yaşamaya başladı. Bu sıkıntının çözümünün okumak olduğunu artık kendisi de biliyordu. Bir gün onların tütün tarlasında çalışan amelelerden biri ona geçen yıl sınavı kazanan kızının üniversiteye hazırlık kitaplarını getirdi. Ailesi ona evdeki bir odayı hazırladı. Engin bu odadan kış boyunca bir tek kütüphaneden kitap almak için çıktı. Kitap okuma sevdası bu günlerde başlamıştı. İki üç günde bir roman bitiriyordu. Günler birbirini kovaladı. Üniversite sınavı geldi geçti. Engin, matematik bölümünü kazandığını öğrendiğinde kasaba meydanında ?Gel vatandaş gel.? diye domates satıyordu.
Bu yazı 652 kere okundu.
|