Bu çözümler arasında kütüphaneye gelen çocukları sorgulamak da vardı. Akşamüzeri iki çocuk geldiğinde onları kenara çekip konuşacaklardı. Çocuklar gelip de rafların arasına daldıklarında kitaplar etraflarını sardı. Dedki öne atıldı. Sayfalarını bir dedektifin yakası gibi kaldırdı: - Niye okumuyorsunuz? Çocuklar neye uğradıklarını şaşırdılar. Korkudan kekeleyerek: - Bi bi biz, okuyoruz. - O zaman arkadaşlarınız nerde? - İnternette. - Buraya niye gelmiyorlar? - Bilmiyoruz. - Sizin gibi okuyan arkadaşınız yok mu? - Çok az. Dedki fazla üstelemedi: - Peki, o zaman; okumaya devam edin bakalım. Kimseye de bizimle konuştuğunuzu söylemeyin. - ... Dedki yanıt alamayınca üsteledi: - Tamam mı? - Tamam, dedi çocuk. Her şey normale döndü. O ara tüm kitaplar fısıldaştı. Bu sorgu işi tutmamıştı. Böyle yaparak, okuyan çocukları da küstürebilirlerdi. “En iyisi Romki’yi de dışarı göndermek.” Diye düşündüler. Tüm kitaplar Romki’ye döndü: - Bu iş sorgu işi tutmadı, birimizin daha dışarı çıkması gerek. Ne dersin Romki? - Tabii ki... - Yalnız, yetişkinlerin çantasına girerim. Öyle çoluk çocukla uğraşamam. - Hiç fark etmez, okur olsun da... Kısa bir süre sonra liseli bir kız girdi kütüphaneye. Rafların arasında dolaşmaya başladı. Romki tam çantaya atmaya hazırlanıyordu ki kızın çantası olmadığını fark ketti. O ara kız, uzanıp onu aldı. Tüm kitaplar “Yaşasın.” diye fısıldadı. Kayıt işlemi yapıldı. Öğrenci, Romki ve diğer kitapları kucağına sardı. Az sonra sokaktaydılar. Kız, kaldırımda ilerledi. Romki, sokaktaki insan selini görünce sayfaları bir karış açıldı. “Vay be !” dedi. “Bu kadar insan var ve biz okur diye kıvranıyoruz. İnsanlar nerdeyse koşuyorlardı. “Acaba” dedi Romki. “Acaba kütüphane bu cadde üzerinde olsa daha çok mu okunuruz?” Bu sırada liseli kız, cadde üzerindeki bir sahafa girdi. Kitap yığınlarının arasında dolaşmaya başladı. Romki bunu fırsat bilip yerdeki kitap yığınına fısıldadı: - Merhaba kitap arkadaşlarım! Sayfaları sararmış bir kitap yanıtladı onu: - Merhaba! - Ben kütüphaneden bugün çıktım. Böyle bir yeri ilk kez görüyorum. Burası ne böyle, kitapların çarşamba pazarı mı? - Sahaf. - Ne haf? - Sahaf, sahaf. Kitapların huzurevi. - Huzur buluyor musunuz bari? - Baksana halimize, yerlerdeyiz. Tam rahat edeceğiz kafamıza bir tekme geliyor. - Demeyin. - Demesi mi var! Bir rafımız bile yok. - Çok kötü. Siz nereden geldiniz böyle? - Uzun hikâye. - Biraz anlatsana! - Ben deniz gören bir evdeydim. Benimle ilgilenen kişi ölünce ev satıldı. Sonrada üç kuruşa buraya satıldık. Korkarım yakında yazılarım silinecek. - Çok üzücü, dedi Romki Kitap yığınından biri daha seslendi: - Ben seni tanıyorum Romki kendisine seslenen kitaba döndü: - Çıkartamadım. - Seninle aynı kütüphanedeydik. - Peki, burada ne arıyorsun? - Şey ... Okumak için alan kişi beni buraya bıraktı. - Ne? - Hemen şaşırma, burada benim gibi birçok arkadaş var. - Peki, buranın sahibi üzerinizdeki kütüphane etiketini görmüyor mu? - Çocuklar onun da yolunu buluyorlar. Romki yeniden az önce konuştuğu yıpranmış kitaba döndü: - Bundan sonra ne olacaksınız? - Belki bir gün bir meraklı gelecek, üzerimizdeki tozu silecek. Sonra belki bir raf, bir kütüphane... Açıkçası çoğumuzun böyle bir beklentisi de kalmadı. Yerlerde yuvarlanmaya, tekmelenmeye alıştık. Gelen kitap sayısı gidenden çok. - Çok üzücü. - Sahi, adın neydi? - Romki, Roman kitabı yani. - Çok güzel. Aslında sen acının da sevginin de ne olduğunu bilirsin. - Bilmem mi? Bilirim tabii. Ancak burada yaşananlar ayrı bir kitap konusu. - Yaa.. - Ah yazarım hayatta olsaydı, Bu sahaftan kaç roman çıkarırdı. - İyi bir yazar mıydı? On İkinci Bölümün Sonu
Bu yazı 352 kere okundu.
|