|
Olumsuzu değil olumluyu fark etmek
Sınavlara hazırlanan öğrencinin motivasyonunu arttırmak isteyen aileler, öğrencinin yapamadıklarını değil yapabildiklerinin üzerinde durmalıdır ki, takdir edildiğini ve desteklendiğini gören öğrenci bu davranışı daha sık göstersin. Örneğin hafta içinde bir kez oturup ders çalışan çocuğa “oturup ders bile çalışmıyorsun, ne zaman otursan bir bahaneyle kalkıyorsun, bakalım sınavda ne yapacaksın?” gibi bir ifade kullanmak yerine” geçen gün kendi başına oturup ders çalışabilmen çok hoşuma gitti, seninle gurur duydum. Belki ilk başta biraz zorlanırsın ama hiç moralini bozma, bunun da üstesinden gelebilirsin” şeklinde bir ifade kullanmak, gencin kendi başına çalışma davranışını sıklaştıracaktır.
Bu olumsuz yerine olumluyu fark edebilme davranışını sadece sınava hazırlanan çocuklara karşı değil, çevremizde bulunan herkese karşı gösterilmelidir. Çünkü bu sayede hem kendimiz daha mutlu olacağız, hem de çevremizdekileri olumlu yönde motive etmiş olacağımızdan onların bizi rahatsız etme ihtimali olan olumsuz davranışlarını en aza indirgemiş olacağız.
İnsan olarak olumsuzu fark edip olumluyu fark etmeme bizim en zayıf noktalarımızdan biridir. Eşiniz bir gün iş çıkışı eve gelmede gecikse fark edersiniz. Oysa o güne kadar her gün zamanında geldiği için takdir etmeyi aklınıza bile getirmemişsinizdir. Ya da yemeğin tuzu bir gün fazla ya da az olsa yani ayarsız olsa fark edersiniz. Ama diğer zamanlarda evde yemeği yapan eşinizi elinin ayarı çok iyi olduğu için tebrik etmeyi aklınıza bile getirmemişsinizdir.
Sonuca bağlı olarak yermeme
Sınavla ilgili olarak, gencin değerini sınavdaki başarısıyla eş tutmak, sonuçlarla ilgili olarak, korkutmak, tehdit etmek, “sen hele bir kazanama o zaman görüşürüz” ya da “ kazanmazsan arkadaşlarının yüzüne nasıl bakarsın, aile dostlarımızın hepsine rezil oluruz! “ gibi ifadeler gencin motivasyonunu değil kaygısını arttırır. Genç ailesinin ve başkalarının gözünde kendisinin değil, sınavdaki başarısının önemli olduğunu düşünür ve sınava gerçek dışı bir anlam yükler. Kaygı, öğrenmenin ve öğrendiğini kullanmanın önündeki en önemli engeldir. Kaygısı artan sınava olduğundan farklı anlamlar veren öğrenciler için her sınav bir krizdir. Kendini ispatlaması gereken, değerli olduğunu herkesin görmesi gereken ve mutlaka kazanılması gereken bir sınavların sonuçlarını yorumlarken de “bak kaç tane yanlışın var, bu yanlışlarla sınavı nasıl kazanacağını merak ediyorum” veya “bak yine yanlış yapmışsın, nasıl kapanacak bu açıklar?” demek yerine; “doğru cevapların geçen sınava göre artmış, demek ki bir önceki sınavdaki açıklarını kapatmaya başlamışsın” şeklinde bir ifade kullanmak gencin motivasyonunu arttıracak, derslere daha sıkı sarılmasını sağlayacaktır.
Beklenti düzeyini yüksek tutmama
Her zaman anne babalar genci tehdit etmeyebilir, bazen de genci olumlu etkilemek düşüncesiyle “ben sana güveniyorum sen en iyi bölümlere layıksın, senin kazanmaman gibi bir ihtimal düşünemiyorum bile” gibi ifadeler kullanırlar, bu da gence taşıyabileceğinden fazla yük yükler. Kendisinden ne kadar büyük beklentiler olduğunu gören genç gerçekçi olmayan hedefler belirler ve bu hedefe ulaşmak için tüm gücüyle çalışır. Ancak bir süre sonra taşıyamayacağı kadar ağır olan bu yükün altında ezilmeye başlar. Yükün ağırlığını hissettikçe öğrenmesi ve öğrendiklerini kullanmasın zorlaşır, çok çalışmasına rağmen beklediği karşılığı alamaz. Gencin bunları yaşamaması için, aile gençten verebileceğinden fazlasını beklememelidir.
Anne babaların çocukları hakkında yüksek beklenti düzeyine sahip olmaları çocuklarını tanımamalarının bir sonucudur. Beklenti düzeyinin daha realist olabilmesi için anne ve babalar çocuklarının sınırlılıklarını ve yeterliliklerini yani kapasitelerini bilmeleri ön şart olarak gereklidir.
Sınav hayatta her şey değil
Hiç kuşkusuz, gençlerinin bu önemli dönemlerinde onlara en iyi şekilde destek olmak her anne babanın isteğidir. Ancak önemli olan gencin “ doğru ve onun başarısını arttırabilecek şekilde” destek vermektir. Bunun içinde sınavın asla dönüm noktası olamadığını ama yaşamdaki amaçlara ulaşmayı kolaylaştıracak bir fırsat olduğunu vurgulamalı ve onlara sınavdan alacakları sonuca değil, kendilerine değer verdiğimiz mesajını iletebilmeliyiz. Onlara içtenlikle “sen benim için her şeyde önemli ve değerlisin. Hayatındaki bu önemli dönemde, sana istediğin desteği vermeye hazırım. Senin kendi üzerine düşeni en iyi şekilde yapacağını biliyorum, ben de üzerime düşenleri yapmaya hazırım.” diyebilmeliyiz. öğrencinin motivasyonunu arttırmak isteyen aileler, öğrencinin yapamadıklarının değil, yapabildiklerinin üzerinde durmalıdırlar.
İlişkileri uzun vadeli düşünme;
Öğrenci olan çocuğunuzla olan ilişkinin sadece sınav ve ders düzemlinde kalmamalı onu bir insan olarak da değerlendirmeleri ve yaklaşımlarınızı ona göre şekillendirmelisiniz. Sosyal aktiviteleri birlikte yapmalı. Buna sosyal bilimciler “nitelikli birliktelik” olarak isimlendiriyorlar. Anne babalar çocukları ile nitelikli birliktelikleri önceden planlamalı kendiliğinden gelişmemelidir. Çocuğunuz kendini özel hissetmelidir. Kendini özel hissetmenin yolu, varsa kardeşleri kıskandırılmadan yapılmalı. Bu öğrencinin rahatlamasının sen içinde yaşayacağı fırtınalı atmosferlerin varlığını bilirken, onu bekleyen bir limanında olduğunu bilmelidir. Ailelerin evleri bir dingin liman atmosferinin taşımalıdır. Bir anlamda liman bir anlamda beklide şarj merkezi olmalıdır.
Eğer zamanı yönetebilirseniz sonucu öngörebilirsiniz
Aile bireylerinde ebeveynler sürecin her tarafında ya bizatihi olmalı yâda kontrollü devretmeli. Kontrollü devir eğitim işinin bir kısmını eğitim kurumlarına bırakmalı. Bu bırakma terk etme olarak değerlendirilmemeli. Eğiti ve öğretim, helede sınavların öncesinde sorumluluğu devredilemez bir durumdur.
Bu yazı 635 kere okundu.
|