|
Eastman, basit bir film makinesi ile 1930’lu yıllarda Afrika daki vahşi hayvanların fotoğraflarını çok yakından çeker ve daha sonra bunları evinde yakın dostlarına gösterir. Hayvanların bu kadar yakından filme alınmış olmasının heyecanıyla içlerinden birisi dayanamaz; "Aziz dostum, bu işi nasıl becerdin?" diye sorar. O da cevaben;
—Yanıma güvendiğim bir avcı aldım. Makinenin 10 metre kadar önüne hayalî bir çizgi çizdim. Avcıya, ben film çekerken herhangi bir hayvan bu çizgiyi geçme teşebbüsünde bulunursa derhal vur, dedim" der. İzleyiciler şaşırır ve hep bir ağızdan;
—İnsan bu kadar tehlikeli bir işe nasıl teşebbüs edebilir, ya avcı vurmasaydı? diye sorduklarında, "Dostlarım, hayatta başarılı olmak istiyorsanız, birlikte çalıştığınız insanlara güvenmeyi öğrenmelisiniz" der.
Günlük hayatta temas içinde olduğumuz değişik kişiler vardır. Kimisiyle ticarî ilişki, kimisiyle birlikte çalışma, kimisiyle sadece selâmlaşıp geçme veya ayaküstü bir konuşma şeklinde sürer bu münasebetlerimiz. Bazı kimselerle ise dertlerimizi, sevinç, endişe ve hasretlerimizi paylaşırız. Hayat onlarla daha tatlı, daha manalı hâle gelir. İç dünyamızı açabildiğimiz bu insanlar doğrularımızı ve yanlışlarımızı, iyi ve kötü yönlerimizi dostça söylerler yüzümüze karşı. Hayallerimizi, isteklerimizi, daha doğrusu kendimizi gerçekleştiririz onlar sayesinde. Ve onların yanında "gerçek ben" oluruz. Dostluğu, arkadaşlığı, kardeşliği, sırdaşlığı onlarla yaşarız. Gerçek dostluk ve arkadaşlıklar yılların geçmesiyle, insanların birbirini tanıması ve tartmasıyla, güven duygusuyla kurulur. Güveni sarsmadan bu güzel münasebetleri hayat boyu sürdürmek gerçekten zordur. Güven sarsılınca bütün ilişkiler bir anda yıkılır; yere düşen cam misali paramparça olur. Çünkü emniyet hissi insanları birbirine bağlayan, alâkalarını geliştiren bir yapıştırıcıdır. Eşler arasında, çocuklarla ebeveyn arasında, işverenle çalışanlar, yönetilenlerle yöneticiler arasında, devlet ile fertler arasında ve kurumlar arasında güven olmadığı zaman hiçbir iş iyi gitmez. Güven duygusunun ortadan kalktığını düşündüğümüz an bizim kimseye güvenmediğimiz gibi bizim de hiç kimse için güvenilir biri olmadığımız gerçeğini kabullenmemiz gerekir. Tüm fertleri tedirgin ve içten içe kalabalıklar içinde yalnızlığı yaşayan kişilerden oluşan toplumdan herhangi bir konuda ne derece toplumsal başarı bekleyebiliriz? Çünkü bu durumda insan potansiyelini kullanamaz, güzel duygularını sergileyemez, yapabileceklerini yapamaz, yenilikleri deneyemez, ilişkiler mekanikleşir, hayat robotlaşır, maddî-manevî kazanç yolları kapanır. Güven duygusu olmayan bir aile düşünün; anne-baba birbirine, çocuklar ebeveyne güvenmiyor, aynı çatı altında olmalarına rağmen kimse niyetini, yapacaklarını çeşitli endişelerle açıkça söyleyemiyor. Orada ailenin hangi ferdinin düşüncesi, sevinci, acısı veya derdi paylaşılır? Kim gerçek duygusunu açıklar ve kim dürüst olur? Bu ailede olsa olsa, utanca boğulmuş, kendine güveni olmayan, sevgiden mahrum çocuklar; birbirini yiyip bitiren, kendi menfaati için diğerini istismar eden, kızgın, bunalmış, yorgun eşler olur.
Duygu ve düşüncelerini, ideallerini, hayallerini, güçlü ve zayıf yanlarını açıkça ortaya koyabilme ve bundan zarar görmeme güvencesine sahip fertlerden oluşan bir ailede ise bunların tam tersi olur. Orada anlayış, sevgi, hoşgörü ve şefkat esintileri hâkimdir; acılar, sevinçler, endişeler hep birlikte paylaşılır; hayal ve özlemler birlikte gerçekleştirilmeye çalışılır.
Emniyet duygusu nasıl sağlanır? İnsanlar kime güvenir? Malını, canını, namusunu gönül rahatlığı ile kime emanet edebilir? Niçin herkes emin insan değildir? Onlar ailede, toplumda ve iş dünyasında güvenin önemini mi bilmezler, yoksa güvenilir olmak işlerine mi gelmez? Ya da güvenilir olmanın nasıl gerçekleşeceğini mi bilmezler? Güven duygusunun önemi hakkında şimdiye kadar çok şey söylenmiştir.
Peygamberimiz (SAV); "Hakiki mümin odur ki, insanlar malları ve canları hususunda emniyet içindedirler" diyerek emniyetin, güvenin önemini belirtirken; güven insanının altı vasfını da bildirmektedir. "Siz bana altı meselede söz verin, ben de size cenneti tekeffül edeyim: Konuşurken doğru konuşun, vaat ettiğinizi yerine getirin, emanette emin olun, iffetli olun, gözlerinizi harama karşı koruyun ve ellerinizi başkalarına zarar vermekten uzak tutun." Bugünkü ölçülerle de tarttığımız zaman, bu vasıflara sahip insanların güvenilir insanlar olduğunu görebiliriz. Yani yakın çevresinin bu hadis-i şerifte tarif edilen nitelikteki kişilerden oluştuğunu bilen insanın onlara güvenmemesi gibi bir durum söz konusu bile olamaz. İnsanın karakterinde mütevazılık sadakat, hoşgörü, hakkaniyet, cesaret, sabır, çalışkanlık, sadelik gibi üstün vasıflar varsa, bunlar insanda güven uyandırır. Ancak insanlarla iyi bir diyalog kurulabilmesi için, sadece böyle bir karaktere sahip olmak yeterli değildir. Duygu ve düşüncelerimizi onlara rahatça açabilmemiz ve böylece hayatımızdaki zorlukları aşmamız için, insanlarla kolay diyalog ve münasebet kurabilme maharetine de sahip olmak gerekir. Karakteri zayıf olanlar ise, bu ustalığa sahip olsalar bile hayatta başarılı olamayacak, yapmacık hareketleri mutlaka açığa çıkacaktır.
Bu yazı 411 kere okundu.
|